<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Düşünen Adam</title>
	<atom:link href="http://www.dusunenadam.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.dusunenadam.org</link>
	<description>Düşüncelerin beden bulduğu yer...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 15 Aug 2010 10:40:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Sıkıştırılmış hayatlar</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/08/10/sikistirilmis-hayatlar/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/08/10/sikistirilmis-hayatlar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 02:05:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/03/23/sikistirilmis-hayatlar/</guid>
		<description><![CDATA[doğrudan kana karışacaksak&#8230; gece yarısını çok ama çok geçe.. birkaç  saatten beri yagmur yağmaktadır ve giderek daha az aracın geçtiği  caddeye,  sokak lambalarının altında süzülen yagmur, isiklari sonen binalarda hala  uyumamis bir kac daireye  bakarak kirmizi sarap yudumlanır, digiturk&#8217;te  somine esliginde rolling stones çalmaktadır. şarkı aralarındaki  boşluklara şehrin  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>doğrudan kana karışacaksak&#8230; gece yarısını çok ama çok geçe.. birkaç  saatten beri yagmur yağmaktadır ve giderek daha az aracın geçtiği  caddeye,  sokak lambalarının altında süzülen yagmur, isiklari sonen binalarda hala  uyumamis bir kac daireye  bakarak kirmizi sarap yudumlanır, digiturk&#8217;te  somine esliginde rolling stones çalmaktadır. şarkı aralarındaki  boşluklara şehrin  sessizliği sızmaktadır. gece kente yagmur yağmaktadır, ışıkları sönmüş  apartmanlar ıssız mezar taşları gibi uykudadır. uçları cicek acmaya  başlamış ağaç dalları uykudadır. şarap şisesi, odadaki gölgeler, aşık  olduğun kadın, kitaplar, sözcükler uykudadır. bütün şehir uykudadır.  gökyüzünden boşalan yagmur tanelerinden birini bile kaçırmamak için  sanki,  hızla dolaptan yeni bir sise alırsın. soğuk pencere camlarına  burnun değecek kadar yaklaşır, şehrin islak damlalarinin altında usulca  çıkardığı mırıltıları, digiturk 411. kanalin dönen playlistinde çalan o  eski  şarkılar ve soğumaya yüz tutmuş kalorifer peteklerinin esrarengiz  çıtırları eşliğinde dinlersin..</p>
<p>bazı şarkıların dinlemeden güzel olduğunu bilirsiniz, belki de hep onun  için bekliyordunuz. kimi öyle bir an yaşarsınız ki, aslında uzun süredir  o anın içinde olduğunuzu ama bunu yeni farkettiğinizi anlarsınız. kimi  zaman bir metin okursunuz ve kendinizin yazdığına yemin edebileceğiniz  sözcükler dokusu unuttuğunuz ama size siz kadar yakın birşeyleri  anımsatır. aynı dili konuşan insanların birbirlerini kalabalıkların  uğultusu içinde seçtiklerinde içlerinde hissettikleri sıcaklığı andıran  bir duygu benimki. aynı şeyleri anlatma çabasının, camlardaki buğuda  saklı hüznün, yemek ve rutubet kokan kasaba sokaklarının, yitip gidene  uzatılan elin, gece karanlıklarının ve istasyon hüzünlerinin kırık  hikayesi.</p>
<p>hayat sorular sormak ve yanıtlar aramaktan ibarettir bir anlamda.  iyi-kötü üzerinde düşünmek, sözcükleri zorlamak, düşünceleri  olabildiğince esnetmektir. bu anlamda soruları yanıtlamaktan daha önemli  olan doğru soruları sormaktır. yanıtlar nasıl olsa kendiliğinden  oluşacaktır.</p>
<p>eski bir rivayet dünyada daha önce hiç sorulmamış o  sorunun ansızın gökyüzünde beliren ışıklar gibi akıllardan birine  düştüğü taktirde bir daha hiçbirşeyin eskisi gibi olmayacağını ve o gün  yeni bir çağın başlayacağını söyler. bir başka rivayete göre ise o gün  çoktan yaşanmıştır.</p>
<p>kaybedilen inanclar o soruyu aramaktadır. belki de çoktan bulunmuştur.  biliyorum. romanlarin tamamini hic okumam fakat okudugum satır  aralarında kalmış eski  hikayeleri ve şiirleri bekliyorum.</p>
<p>&#8216;yaşayarak kirletmeseler her şeyi..&#8217;</p>
<p>insan yaşlandıkça daha çok anlıyor galiba bunu. yaşlandıkça elimizdeki  hayatı fazla değiştiremeyeceğimizin farkına varıyoruz. her geçen gün  aslında şanslarımızı bir bir tüketiyoruz. o şehirdi, şu kadındı, a$ktı,  çocukluktu, ayrılıktı, mutluluktu. bazen hasbelkader gidiyor  hayatlarımız, kontrolün bizde olmadığını hissediyoruz. tahtadan eksilen  satranç taşları gibi, alınıp bir kenara konuyor fırsatlar.</p>
<p>bense,  bu duyguyu pek erken bir zamanda, lisedeyken hissediyordum. hayatım  sanki platonik  aşk ile öss arasına  sıkışmış kalmış gibiydi. sıkıştığı kayaların arasından ne kalbimi, ne  mutluluğu, ne huzuru, ne de umudu çıkaramamıştım. biliyorum, bunla  gençliğin  depresyon merakı diye dalga geçiliyor. belki de meraktan ben  koymuştum o kayaları oraya; ama elimde değildi, devre bir yerlerde  tıkanmıştı.</p>
<p>neyse ki zaman vardı. &#8220;dilerim güçlüdür zaman bu  acıdan&#8221; diyor ya feridun  düzağaç, aynı onun dediği gibi&#8230; zaman esti geçti yüzümden, sonra  hislerimi ve gelecek umudumu avcuma bıraktı&#8230;</p>
<p>sonra tekrar başka nedenler buldum, hayatımı onların  arasına sıkıştırdım. neyse ki, bu sefer doğru yerdeyim sanırım. sanırım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/08/10/sikistirilmis-hayatlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayrılıyoruz&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/07/29/ayriliyoruz/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/07/29/ayriliyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 22:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[
Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin
Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın
Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın
Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim
Yani?
Yani seni çok seversem; beni acıtabilirsin
Eeee?
Ne eee’si?&#8230;&#8230; Ayrılıyoruz…
Çizgileri taşırıyor olabilirim ama kesinlikle doğru renkleri kullanıyorum.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-740" title="Ayrılıyoruz..." src="http://www.dusunenadam.org/wp-content/uploads/2010/07/361.jpg" alt="Fark Yaratanlar" width="300" height="188" /></p>
<p>Beni acıtabilmek için önce nereye vuracağını çok iyi bilmelisin<br />
Nereye vuracağını bilmek için beni çok iyi tanımalısın<br />
Beni çok iyi tanıyabilmek için sevgilim olmalısın<br />
Sevgilim olman için seni çok sevmeliyim<br />
Yani?<br />
Yani seni çok seversem; beni acıtabilirsin<br />
Eeee?<br />
Ne eee’si?&#8230;&#8230; Ayrılıyoruz…</p>
<p>Çizgileri taşırıyor olabilirim ama kesinlikle doğru renkleri kullanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/07/29/ayriliyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>küçük&#8217;ten büyüyen mutluluklar</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/06/11/kucukten-buyuyen-mutluluklar/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/06/11/kucukten-buyuyen-mutluluklar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 00:51:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/06/11/kucukten-buyuyen-mutluluklar/</guid>
		<description><![CDATA[hayal kurmak, hayallere inanmak, olursaları düşünmek.
bir yaz gecesi sessiz bu kumsalda oturup gökyüzünü izleyip hayallere dalmak.
yorgun gecenin sonunda sevgiliye sarııp uyumak.
metroya tam kapılar kapanırken binmek.
otobüste oturacak yer bulmak ve inene kadar kalkmamak.
annenin hiç sebep yokken gelip öpmesi.
araba kullanırken tam trafikten sıkılmış radyo kanallarını gezerken çok sevdiğiniz parçanın çalması.
arabadan elini dışarı çıkartıp rüzgarı hissetmek.
kar yagarken agzınızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>hayal kurmak, hayallere inanmak, olursaları düşünmek.</p>
<p>bir yaz gecesi sessiz bu kumsalda oturup gökyüzünü izleyip hayallere dalmak.</p>
<p>yorgun gecenin sonunda sevgiliye sarııp uyumak.</p>
<p>metroya tam kapılar kapanırken binmek.</p>
<p>otobüste oturacak yer bulmak ve inene kadar kalkmamak.</p>
<p>annenin hiç sebep yokken gelip öpmesi.</p>
<p>araba kullanırken tam trafikten sıkılmış radyo kanallarını gezerken çok sevdiğiniz parçanın çalması.</p>
<p>arabadan elini dışarı çıkartıp rüzgarı hissetmek.</p>
<p>kar yagarken agzınızı açıp kar tanesi yakalamak.</p>
<p>küçücük bir bebegin gülümsemesi&#8230; parmagınızı sımsıkı tutması.</p>
<p>sizin için çok önemli olan kaybettiğinizi sandığınız bir eşyanızı bir  süreden sonra tesadüfen alakasız bir yerde buluvermekç</p>
<p>ufak bi kelebeği uçarken seyretmek ya da uzun karınca yolunu takip yuvalarını bulup onları izlemekç</p>
<p>omzundaki muhabbet kuşunun gelip sana öpücük vermesi.</p>
<p>uzun bi süre sonra eve döndüğünüzde o akşam annenizin en sevdiğiniz yemeği pişirmiş olması</p>
<p>sabahları aşık olduğunuz birisi tarafından uyandırılmak, güne o güzel sesi duyup, gözü görüp başlamak.</p>
<p>kötü geçtiğini düşündüğün bir sınavdan kötü bi not almamak, kalmayı beklediğiniz bi dersten geçmek, sınıfta kimsenin cevap veremediği bi soruyu yanıtlamak.</p>
<p>kolayı dışarıda zannederken buzdolabından çıkması.</p>
<p>yaz ortasında buz gibi bir karpuz dilimi, yanında beyaz peynir.</p>
<p>vücudunuzdan su gibi terler boşalırken buz gibi bir havuza atlamak.</p>
<p>sabah uyandığınızda güneşin yüzünüze vurması.</p>
<p>yanında olmasalarsa ailenin olduğunu bilmek.</p>
<p>akşam iş dönüşü otobanda şans eseri trafik olmaması.</p>
<p>nokia&#8217;da yılan oynarken high score yapmak.</p>
<p>son saniyelerde vapura yetişmek&#8230; &#8220;dur kapatma&#8221; diyerek koşturarak vapura binmek.</p>
<p>hiç bilmediğin bir şehirde sabahlara kadar sokaklarda gözgöze dizdize çakır keyif dolaşmak, sahilde gün doğuşunu izlemek.</p>
<p>dişleri fırçaladıktan sonra diş üzerinde oluşan kayganlık hissi, arkasından içilen buz gibi su.</p>
<p>sevdiğin bir insanla mutfağa girip birlikte yemek yapmak, onu ellerinle beslemek.</p>
<p>yemek hazırlanırken ekmek banmak.</p>
<p>son paranı senden daha fazla ihtiyacı olan birisine vermek.</p>
<p>yeni yagmış kar üzerine ilk basan olmak, &#8220;kırttt, kırttt&#8221; seslerini duymak.</p>
<p>yatakta sevişmeden gözgöze geçen saatlerde yapılan sohbetler, arkasından sevişip sızmak.</p>
<p>yeni bir bilgi öğrenmek, yeni yerler keşfetmek.</p>
<p>kışın buz gibi  yataga giren sevgilinin ayaklarını ısıtmak.</p>
<p>kendi evinin olması, evini temizlemek, aldığın bitkilerin büyüdüğünü görmek, temizlik sonrası olan misss gibi kokuyu çekip bir sigara yakmak.</p>
<p>sevgiliye uzun süre sarılıp yanından ayrıldıktan bir süre sonra  kokusunun üstünüze sindiğini farketmek.</p>
<p>çalışmadığınız için kalacağınız sınavda kopya çekip, yakalanmadan dersten geçmek.</p>
<p>sigaram bitti derken yeni bir paket bulmak.</p>
<p>gözleriyle gülümseyen birisiyle saatler geçirmek, yüzündeki aptal tebessümü geçirememek, utanmak.</p>
<p>gözlerin kapanırken flört edip msn başında sabahlamak, konuştukça yüzünde tebessümler oluşması.</p>
<p>sabah güneşi görüp, alarmı kapatıp uykuya daldım korkusuyla saate bakıp daha erken olduğunu öğrenip geri uykuya dalmak.</p>
<p>vapurda dışarı oturup rüzgarı hissederek vapurun arkasındaki dalgaları izlemek.</p>
<p>dişin arasına kaçan çekirdek kabuğunun çıktığı an.</p>
<p>başaramayacağın düşünülen birşeyleri başarmak.</p>
<p>film izlerken sevgilinin yorgunluktan kucağında uyuya kalması ya da kalmak.</p>
<p>boşboş oturup anlamsızca tv izlemek.</p>
<p>merdivenleri 3 er 5 er çıkmak.</p>
<p>yıkanmış çamaşırlardan yayılan yumuşatıcı kokusu.</p>
<p>1 tanede olsa güvendiğin bir insanın hayatında olması, inanmak, güvenmek, sevmek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/06/11/kucukten-buyuyen-mutluluklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuncel Kurtiz &#8211; Tut Yüreğimden Ustam</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/04/16/tuncel-kurtiz-tut-yuregimden-ustam/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/04/16/tuncel-kurtiz-tut-yuregimden-ustam/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Apr 2010 17:19:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/04/16/tuncel-kurtiz-tut-yuregimden-ustam/</guid>
		<description><![CDATA['Biz zengin olma tehlikesini atlattık, şimdi daha huzurlu yaşayabilirim.' demiş insan.

O bir duygu adamı... o inandıklarının peşinden koşan, tutkularıyla yaşayan, dokunmasan da ellerinin sıcaklığı gözlerinden hissedilen koca bir yürek.

O koca bir çınar... O yüzündeki her çizgiye binlerce anlam yüklemiş bir sanatçı.

O... ağzından ne çıksa “babaaaa” diye ellerini öperek ağlayasım gelen tek adam.

Bu videoyu paylaş ki Tuncel Kurtiz gibi bir “Usta”yı geçte olsa yüreğinden yakalayabilelim...

Tut Yüreğimden Ustam şiirinin dizelerinin Tuncel Kurtiz'in anlamlı sesinden nasıl hayat bulduğunu dinlemek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

http://www.facebook.com/video/video.php?v=423821761288

Herkes izlemeli, dinlemeli, anlamalı.

---

Tut yüreğimden Ustam...

Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sükut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

Ustam!
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.

Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.

Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne...

Serkan Uçar
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Biz zengin olma tehlikesini atlattık, şimdi daha huzurlu yaşayabilirim.&#8217; demiş insan.</p>
<p>O bir duygu adamı&#8230; o inandıklarının peşinden koşan, tutkularıyla yaşayan, dokunmasan da ellerinin sıcaklığı gözlerinden hissedilen koca bir yürek.</p>
<p>O koca bir çınar&#8230; O yüzündeki her çizgiye binlerce anlam yüklemiş bir sanatçı.</p>
<p>O&#8230; ağzından ne çıksa “babaaaa” diye ellerini öperek ağlayasım gelen tek adam.</p>
<p>Bu videoyu paylaş ki Tuncel Kurtiz gibi bir “Usta”yı geçte olsa yüreğinden yakalayabilelim&#8230;</p>
<p><strong>Tut Yüreğimden Ustam</strong> şiirinin dizelerinin<strong> Tuncel Kurtiz</strong>&#8216;in anlamlı sesinden nasıl hayat bulduğunu dinlemek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.facebook.com/video/video.php?v=423821761288">http://www.facebook.com/video/video.php?v=423821761288</a></p>
<p>Herkes izlemeli, dinlemeli, anlamalı.</p>
<p>&#8212;</p>
<p><strong>Tut yüreğimden Ustam&#8230;</strong></p>
<p>Ustam!<br />
Aklım firarda.<br />
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,<br />
Dilimde ay kesiği bir yara,<br />
Düşüm kırık dökük,<br />
Umudumun boynu bükük,<br />
Bir öksüzün omuzlarında sükut.<br />
Yüreğim sana emanet sıkı tut.<br />
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.<br />
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.</p>
<p>Ustam!<br />
Ne zaman o senin bildiğin zaman,<br />
Ne sevda gördüğün masallardaki.<br />
Eskiden,<br />
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,<br />
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.<br />
Mendillere yazılırdı isimler,<br />
Yüreklere kazılırdı gizlice.<br />
Sevdalılar asil ve de yürekli<br />
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.<br />
Oysa şimdi;<br />
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.<br />
Meşru sevdalardan,<br />
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,<br />
Günahkar gecelerden.</p>
<p>Beni herkes sevdaya asi sanır,<br />
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,<br />
Hasret tanır,<br />
Zulüm tanır,<br />
Ölüm tanır,<br />
Yüzüm yüzümden utanır.</p>
<p>Yorgunum ustam;<br />
Ne katıksız somun isterim senden,<br />
Ne bir tas su,<br />
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.<br />
Var gücünle asıl sükunetime,<br />
Çığlığım kopsun,<br />
Uzat ellerini güneşe dokun,<br />
Uyandır uykusundan,<br />
Tut yüreğimden ustam tut,<br />
Tut beni, sür güne&#8230;</p>
<p>Serkan Uçar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/04/16/tuncel-kurtiz-tut-yuregimden-ustam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuyumcuyu bulmak</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/04/02/kuyumcuyu-bulmak/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/04/02/kuyumcuyu-bulmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Apr 2010 12:48:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/04/02/kuyumcuyu-bulmak/</guid>
		<description><![CDATA[Babam ara sıra hoşuna giden içerikleri mutlaka banada e-posta olarak iletir. Bugünde yine böyle günlerden birisiydi ve anlattıkları hoşuma gitti.
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister.
Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: &#8220;Oğlum&#8221; der,&#8221;Bunu al, önüne gelen esnafa göster,kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Babam ara sıra hoşuna giden içerikleri mutlaka banada e-posta olarak iletir. Bugünde yine böyle günlerden birisiydi ve anlattıkları hoşuma gitti.</p>
<p>Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister.</p>
<p>Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: &#8220;Oğlum&#8221; der,&#8221;Bunu al, önüne gelen esnafa göster,kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.</p>
<p>Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.</p>
<p>İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve &#8220;Şunu kaça alırsınız?&#8221; diye sorar.<br />
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: &#8220;Buna bir tek lira veririm.  Bizim çocuk oynasın&#8221; der.</p>
<p>İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği  nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.</p>
<p>Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, &#8220;Bu der &#8220;benim semerlere iyi süs olur.Bundan &#8220;kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.&#8221;</p>
<p>En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. &#8220;Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden  buldun?&#8221; diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. &#8220;Buna kaç lira istiyorsun?&#8221; Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?&#8221; &#8220;Ne istiyorsan veririm.&#8221;</p>
<p>Öğrenci, &#8220;Hayır veremem.&#8221; diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: &#8220;Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.&#8221; Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini  istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.</p>
<p>Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.</p>
<p>Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.<br />
<strong><br />
Bilge sorar:</strong> &#8220;Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?&#8221;<br />
<strong><br />
Öğrenci:</strong> &#8220;Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık&#8221; diye cevap verir.</p>
<p><strong>Bilge:</strong> &#8220;Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.&#8221;</p>
<p>Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/04/02/kuyumcuyu-bulmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fark Yaratanlar</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/03/07/fark-yaratanlar/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/03/07/fark-yaratanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 14:53:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/?p=542</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir bir yoğunluk aldı başını gidiyor&#8230; yeni işler, yeni projeler derken olup biteni burada ölümsüzleştirmeye fırsat kalmıyor. Düşünen Adam düşünmekten vazgeçmiyor fakat düşünmekten öteyede gidemiyor.
Geçtiğimiz hafta bir süredir hava koşulu, Türkiye gündemi vs nedeniyle ertelediğimiz CNN TÜRK Fark Yaratanlar programı çekimlerini ertelemiştik. Konu Engelleri Kaldır Hareketi dolayısıyla beni ve EKH ekibini Fark Yaratanlar&#8217;a konu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-738" title="Fark Yaratanlar" src="http://www.engellerikaldir.com/wp-content/uploads/2010/03/farkyaratanlar-300x214.jpg" alt="Fark Yaratanlar" width="180" height="128" />Bir süredir bir yoğunluk aldı başını gidiyor&#8230; yeni işler, yeni projeler derken olup biteni burada ölümsüzleştirmeye fırsat kalmıyor. Düşünen Adam düşünmekten vazgeçmiyor fakat düşünmekten öteyede gidemiyor.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta bir süredir hava koşulu, Türkiye gündemi vs nedeniyle ertelediğimiz CNN TÜRK Fark Yaratanlar programı çekimlerini ertelemiştik. Konu Engelleri Kaldır Hareketi dolayısıyla beni ve EKH ekibini Fark Yaratanlar&#8217;a konu etmeleriydi&#8230; çok keyifli şekilde bütün çekimleri geçtiğimiz Cuma gerçekleştirdik.  Tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz. Gerçi son 3 gündür günde 2 saat uykuyla uyuyordum o yüzden oldukça yorğundum fakat çok keyifliydi&#8230; Ekipleride bir o kadar tatlıydı. 1 Haftadır CNN Türk&#8217;te dönen tanıtım videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz. Programın tamamı ise bugün 18:30&#8242;da CNN Türk&#8217;te! Cüneyt Özdemir ve Fark Yaratanlar programının tüm ekip üyelerine katkılarından dolayı teşekkürker&#8230;</p>
<p><a href=" http://www.farkyaratanlar.org">Fark Yaratanlar</a> nedir?</p>
<p>Bu program Fark Yaratanları ve öykülerini Türkiye ile paylaşmak amacıyla ekranlara taşınıyor. Onlar daha iyi yarınların peşinde koştular; hiç tanımadıkları insanların hayatlarına varlıkları ve çabaları ile katkıda bulundular. Onlar, insanlara cesaret verdiler, fırsatlar yarattılar. Günlerini bu uğurda harcadılar. Bunu yaparken hiç bir ödül ya da övgü beklentileri yoktu. Sadece daha iyi yarınlar olabileceğine inandılar ve bu mücadeleden hiç vazgeçmediler.</p>
<p>Bu program, insanların hayatında fark yaratanları arıyor. Türkiye’nin dört bir yanında iyiliğin peşine düşüyoruz. FARK YARATANLAR Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla  her pazar 18.30&#8242;da CNN TÜRK&#8217;te.</p>
<p><strong>Fark Yaratanlar Programının Tamamı (19 dk)</strong></p>
<p><object width="420" height="315"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="movie" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9999269&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=cf2f31&amp;fullscreen=1" /><embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=9999269&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=cf2f31&amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="420" height="315"></embed></object>
<p>7 Mart 2010&#8242;da konu olarak ele alındığımız Cnn Türk Fark Yaratanlar Programı yayın kopyası&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/03/07/fark-yaratanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>henüz o kadar akıllısına hiç rastlamadım.</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/02/22/henuz-o-kadar-akillisina-hic-rastlamadim/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/02/22/henuz-o-kadar-akillisina-hic-rastlamadim/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 23:51:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/02/22/henuz-o-kadar-akillisina-hic-rastlamadim/</guid>
		<description><![CDATA[diyojen&#8217;e sorarlar:
-üstad, bir adamın zekasını nasıl anlarsın?
+konuşmasına bakarım.
-peki ya hiç konuşmassa?
+henüz o kadar akıllısına hiç rastlamadım.
Sanırım insan büyükdükçe akıllanıyor, akıllandıkçada susuyor. Bakıyorumda eskiden daha çok konuşurdum, artık daha çok dinler, sonra konuşur, az konuşur oldum. Eskiden konuşmayınca orada değil gibi hisseder, kendimi göstermeye çalışır, bende varım derdim. Konuşmayınca, söylemeyince unuttum sanmasınlar isterdim. Artık sustukça hatırlıyorum. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>diyojen&#8217;e sorarlar:</p>
<p>-üstad, bir adamın zekasını nasıl anlarsın?<br />
+konuşmasına bakarım.<br />
-peki ya hiç konuşmassa?<br />
+henüz o kadar akıllısına hiç rastlamadım.</p>
<p>Sanırım insan büyükdükçe akıllanıyor, akıllandıkçada susuyor. Bakıyorumda eskiden daha çok konuşurdum, artık daha çok dinler, sonra konuşur, az konuşur oldum. Eskiden konuşmayınca orada değil gibi hisseder, kendimi göstermeye çalışır, bende varım derdim. Konuşmayınca, söylemeyince unuttum sanmasınlar isterdim. Artık sustukça hatırlıyorum. Akıllandıkça susuyor, sustukça akıllanıyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/02/22/henuz-o-kadar-akillisina-hic-rastlamadim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pathetic</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/02/14/pathetic/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/02/14/pathetic/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 15:49:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Herşey iyi hoş güzel. Neden bilmiyorum artık pek yaz/a/mıyorum. Sanırım değer yargılarıma göre henüz benim için yazılmaya değer şeylere sahip değilim. Neyse hazır&#8217;a konup bugünlük üstadlara yer verelim&#8230; 
 
Cemal Süreya der ki;
Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dusunenadam.org/wp-content/uploads/2010/02/c3LK9DFd8muy4abrAhxQDmX5o1_500.jpg" class="lightview" rel="gallery[538]" title="Love"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-531" title="Love" src="http://www.dusunenadam.org/wp-content/uploads/2010/02/c3LK9DFd8muy4abrAhxQDmX5o1_500-150x150.jpg" alt="Love" width="150" height="150" /></a>Herşey iyi hoş güzel. Neden bilmiyorum artık pek yaz/a/mıyorum. Sanırım değer yargılarıma göre henüz benim için yazılmaya değer şeylere sahip değilim. Neyse hazır&#8217;a konup bugünlük üstadlara yer verelim&#8230;<strong> </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Cemal Süreya der ki;</strong><br />
Ben seni düşünüyorum seni<br />
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi<br />
Kalbim diyorum kalbim<br />
Daha dün tezgahtan çıkmış bir su sayacı gibi<br />
Aşkı anılar besliyor düşler kadar<br />
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır<br />
Sevgi eskidikçe sevgi</p>
<p>Günümüz, ekmeğimiz, türkümüz<br />
Çoluğumuz çocuğumuz<br />
Binalar yan yana yükselip gidiyor<br />
Vapurların ağzı köpük içinde<br />
Uzaklarda ne kapılar açılıyor<br />
Trenin biri bir istasyona varıyor<br />
Oradan çıkıyor biri.</p>
<p>Her şey biliyor her şey<br />
Sen biliyor musun bakalım<br />
Seni nice sevdiğimi?<br />
Üstüne titrediğimi?</p>
<p>Geldiğimi?<br />
Gittiğimi?</p>
<p><strong>Oruç ARUOBA&#8217;da der ki;</strong><br />
Kendi olarak, sana gelen-<br />
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-<br />
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-<br />
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan- -<br />
O, işte&#8230;</p>
<p>Ve bunlar okunurken dinlenecek bonus parça: <a href="http://www.dusunenadam.org/muzik/foolsinlove.mp3" target="_blank">Inara George &#8211; Fools in love</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/02/14/pathetic/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
<enclosure url="http://www.dusunenadam.org/muzik/foolsinlove.mp3" length="4528059" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Kaybetme sanatı&#8230;</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2010/01/07/kaybetme-sanati/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2010/01/07/kaybetme-sanati/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 03:10:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.dusunenadam.org/2010/01/07/kaybetme-sanati/</guid>
		<description><![CDATA[İçimde kelimler bir süredir doğum sancılarıyla kıvranıp duruyor... ve bütün yoğunluklarımdan arındığım şu günlerde sonunda dökülmeye başladılar.

Bugün günlerden neydi… dün ısrarla Perşembe olduğunu düşünüyordum, taa ki arkadaşım Çarşamba olduğunu söyleyinceye kadar.. sanırım 2010’a yeni yeni girmeye başladım. 2010’un ilk yazısı.. fakat ilk kez yazıyormuş gibi heyecan duyuyor ve sayfalarca yazmak istiyorum. Özlemişim evimde kendimle başbaşa kalıp karalamayı.. ölümden kurtarabildiklerimi kurtarmayı.

2010 üzerine söylenecek henüz çok şey yok. Yılbaşını 4 gün kutladım,  mümkün olsa 40 gün 40 gece kutlardım. Neşter soğukluğundaki ellerimin dokunduğu her yer yeşeriyordu. Güzeldi.

2010’a tam giremedim dedim ya sanırım 2009’un yoruculuğu hala ensemdeydi ki bir türlü çıktığımı, 2009’un bittiğine bünyeyi alıştıramadım.

2009 hayatımın deneme yanılma senesiydi, kendine imza arayan çocuklar gibi karaladım kurdum hayatımın en beyaz dakikalarını... kaybolup kaybolup kendimi tekrar bulduğum bir sene oldu. Herhalde 19 senelik eğitim hayatımın toplamında aldığım dersten daha fazla ders aldım bu seneden... sene biterken fark ettimki nefes almak bile beni yormuş, yıpratmış bu sene içinde.  Yinede hala yaşıyorum, öldürmeyen herşey güçlendirirmiş ya büyük bir yalan o. Ben güçlü olduğum için hala yaşıyorum.  Sadece gücünüzü kontrol etmeyi öğreniyorsunuz, her boşluğa düşüşünüzde düşmemeyi, düşerseniz nasıl çıkacağınızı öğreniyorsunuz.  Bu doğumdan gelen bir içgüdü olsa gerek... Tufan abide böyle derdi.

Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize.

Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz.
Ancak büyüdükçe annemiz de, babamız da bizden uzaklaşmaya başlar; onları kardeşlerimizle paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa babayı anneyle, anneyi ise babayla paylaştığımızı fark ederiz. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayâller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz.

Yeni yetmelik çağımızda anne baba sevgisinin yerini arkadaşlara duyulan bağlılık alır. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke sonsuza kadar böyle aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır.

Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş bir yüzle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar, her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kendimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutlu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçimde kelimler bir süredir doğum sancılarıyla kıvranıp duruyor&#8230; ve bütün yoğunluklarımdan arındığım şu günlerde sonunda dökülmeye başladılar.</p>
<p>Bugün günlerden neydi… dün ısrarla Perşembe olduğunu düşünüyordum, taa ki arkadaşım Çarşamba olduğunu söyleyinceye kadar.. sanırım 2010’a yeni yeni girmeye başladım. 2010’un ilk yazısı.. fakat ilk kez yazıyormuş gibi heyecan duyuyor ve sayfalarca yazmak istiyorum. Özlemişim evimde kendimle başbaşa kalıp karalamayı.. ölümden kurtarabildiklerimi kurtarmayı.</p>
<p>2010 üzerine söylenecek henüz çok şey yok. Yılbaşını 4 gün kutladım,  mümkün olsa 40 gün 40 gece kutlardım. Neşter soğukluğundaki ellerimin dokunduğu her yer yeşeriyordu. Güzeldi.</p>
<p>2010’a tam giremedim dedim ya sanırım 2009’un yoruculuğu hala ensemdeydi ki bir türlü çıktığımı, 2009’un bittiğine bünyeyi alıştıramadım.</p>
<p>2009 hayatımın deneme yanılma senesiydi, kendine imza arayan çocuklar gibi karaladım kurdum hayatımın en beyaz dakikalarını&#8230; kaybolup kaybolup kendimi tekrar bulduğum bir sene oldu. Herhalde 19 senelik eğitim hayatımın toplamında aldığım dersten daha fazla ders aldım bu seneden&#8230; sene biterken fark ettimki nefes almak bile beni yormuş, yıpratmış bu sene içinde.  Yinede hala yaşıyorum, öldürmeyen herşey güçlendirirmiş ya büyük bir yalan o. Ben güçlü olduğum için hala yaşıyorum.  Sadece gücünüzü kontrol etmeyi öğreniyorsunuz, her boşluğa düşüşünüzde düşmemeyi, düşerseniz nasıl çıkacağınızı öğreniyorsunuz.  Bu doğumdan gelen bir içgüdü olsa gerek&#8230; Tufan abide böyle derdi.</p>
<p>Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize.</p>
<p>Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir üstelik bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz.</p>
<p>Ancak büyüdükçe annemiz de, babamız da bizden uzaklaşmaya başlar; onları kardeşlerimizle paylaştığımızı anlarız. Kardeşimiz yoksa babayı anneyle, anneyi ise babayla paylaştığımızı fark ederiz. Bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayâller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz.</p>
<p>Yeni yetmelik çağımızda anne baba sevgisinin yerini arkadaşlara duyulan bağlılık alır. Arkadaşlarımızla hiç ayrılmayacağımızı düşünürüz. Keşke sonsuza kadar böyle aynı mahallede, aynı okulda yaşasak diye dilekler tutar, birbirimize sözler veririz ama yıllar birer birer alır arkadaşlarımızı elimizden. Ancak yeryüzünde ne kadar kötülük varsa bizde de o kadar umut vardır.</p>
<p>Ergenlikle birlikte aşk denilen o büyülü, o rezil, o soylu, o kahraman, o korkak duygu utançtan kıpkırmızı olmuş bir yüzle çalar kapımızı. Aklımız, yüreğimiz birine takılır kalır. Bu kez yaşamın merkezine onu koyar, her davranışın, her duygunun, her düşüncenin anlamını onda ararız. Kendimizi onun gözlerinde izleyip, bir benzerimizi bulduğumuzu sanarak dünyanın en güzel, en olmayacak, en aptal düşünü kurarız. Artık mutluluğu yakaladığımızı sanırız. Şansı yolunda gidenler belki de mutluluğu yakalar ama kısa süreliğine.</p>
<p>Çok geçmeden, koca bir kamyonun küçük bir çocuğun bisikletini çiğneyip geçmesi gibi gerçek dünya düşlerimizi parçalayıp verir elimize. Yaşam o kahrolası oyunlarından birini daha oynar bize. İlk sevgili ellerimizden kayıp, bilinmeyen sularda kaybolur gider. Bu serüvende bize düşen ise, dokunduğumuzda içten içe sızılayan bir yara gibi onun anısını sonsuza kadar yüreğimizin en derin yerinde saklamaktır.</p>
<p>İlk sevgiliyi yitiriş de bir uyarıdır aslında. Ömür tanrısı, gençliğin geçici olduğunu sezdirmek istemiştir ama bunun da farkına varmayız. Yeniden âşık oluruz, olduğumuzu zannederiz, severiz, sevdiğimizi zannederiz ve kaçınılmaz sonuç: Evleniriz.</p>
<p>Biriyle birlikte yaşarsak yazgılarımızın birleşeceğini, yazgılarımız birleşince de kaybetmekten kurtulacağımızı zannederiz. Derken çocuklarımız olur. Yaşam bir yandan alırken bir yandan da vermektedir diye düşünerek, kurnaz bir tüccar gibi kandırırız kendimizi. Oysa o gözüpek yol arkadaşı, o deli dolu gençlik, bedenimizdeki gücü, tazeliği, ruhlarımızdaki sert fırtınaları toparlayıp çoktan terketmiştir bizi.</p>
<p>Derken annemiz babamız en büyük ihaneti yapar; hangi yaşta olursak olalım henüz yeterince büyümediğimiz bir anda tek başımıza bırakıp giderler. Ağlarız, yıkılırız, öfkeleniriz, kahrederiz ama ne yapsak boşuna ömür rendesi durmadan bir şeyler eksiltecektir yaşamımızdan. Ta ki artık taşımakta zorlandığımız yorgun bedenimizi, bıkkın ruhumuzu sonsuza dek teslim alana kadar. Ama tuhaftır kaybedeceğimizi bilsek de yaşamayı sürdürürüz. Çünkü hiç bir yerde yazılı olmayan o büyük yasa böyle demiştir. Çoğumuz kaybettiğimizin bile farkına varmayız; her gün biraz daha azala azala yanmakta olan mum gibi tükeniriz.</p>
<p>Bazılarımızsa bu acı gerçeği fark eder. Fark edenlerden bir kısmı kaybetmeye dayanamaz, oyunda yenildiklerini anlayınca mızıkan çocuklar gibi hem kendilerinin, hem de çevresindekilerin günlerini cehenneme çevirip, mutsuzluk denizinde ağır ağır boğulup gider. Diğerleri ise bir gün yok olacaklarından emin oldukları halde ne heyecanlarından ne umutlarından ne de sevinçlerinden vazgeçerler. Sonunda başlarına neler geleceğini bile bile ölümle sınırlı bu maceranın her evresini her anını merak eder bir çocuk gibi şaşarak ve hayretler içinde kalarak yaşarlar. Onlar yaşamı asla mutluluğa indirgemezler. Çünkü mutluluğa indirgenmiş bir yaşam, yoksul geçirilmiş bir ömürdür.</p>
<p>Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla mutluluğuyla ihanetiyle çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki kaybetme sanatını öğrenmişlerdir. Bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir.</p>
<p>Bu arada twitter adresimi değiştirdim, takip etmek için: <a href="http://www.twitter.com/rodinalper" target="_blank">http://www.twitter.com/rodinalper</a></p>
<p>The end.</p>
<p>Son olarak son 1 aydır aralıksız dinlediğim, motivasyon kaynağım, cep telefonu melodimim olan parçayı bonus olarak sunuyorum.</p>
<p>White Lies &#8211; Death</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8585993&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="300" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8585993&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2010/01/07/kaybetme-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Med cezir</title>
		<link>http://www.dusunenadam.org/2009/10/21/med-cezir/</link>
		<comments>http://www.dusunenadam.org/2009/10/21/med-cezir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 03:16:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Düşünen Adam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kişisel]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rodinalper.com/blog/?p=530</guid>
		<description><![CDATA[<a href="http://www.rodinalper.com/blog/wp-content/uploads/2009/10/banksy-beggar-m.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-531" title="Banksy" src="http://www.rodinalper.com/blog/wp-content/uploads/2009/10/banksy-beggar-m-150x150.jpg" alt="banksy-beggar-m" width="150" height="150" /></a>Altın Portakal’dan beri bir türlü adapte olarak işe ve hayatıma yoğunlaşamadım. Ne tam bir dinlenme, ne de tam bir işleri tamamlama isteği.. bir med cezir durumu. Zamanın akışının nedenimidir yoksa sonucumudur?

Antalya da fark ettim ki ben çok değişmişim. Bir o kadarda aynıyım. Geçen gün dediğim gibi değişmek zordur, bazende herşeye rağmen aynı kalabilmek.  Hayat bazen öyle şeylerle karşı karşıya bırakıyor ki çatır çatır eziliyorum karşısında… ne kadar aynı kalmak istesemde oksijen tüpü ihtiyacı duyup şekilden şekle giriyorum.

Bir varmış... bir yokmuş... ile başlayan cümleler kurmaktan ne kadar şikayet etsem de sanırım hayatım bir var olup bir yok olan varlık ve olgulardan ibaret... Çok değiştim… bir o kadarda aynıyım. Tıpkı su...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.dusunenadam.org/wp-content/uploads/2009/10/banksy-beggar-m1.jpg" class="lightview" rel="gallery[530]" title="Banksy"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-531" title="Banksy" src="http://www.rodinalper.com/blog/wp-content/uploads/2009/10/banksy-beggar-m-150x150.jpg" alt="banksy-beggar-m" width="150" height="150" /></a>Altın Portakal’dan beri bir türlü adapte olarak işe ve hayatıma yoğunlaşamadım. Ne tam bir dinlenme, ne de tam bir işleri tamamlama isteği.. bir med cezir durumu. Zamanın akışının nedenimidir yoksa sonucumudur?</p>
<p>Antalya da fark ettim ki ben çok değişmişim. Bir o kadarda aynıyım. Geçen gün dediğim gibi değişmek zordur, bazende herşeye rağmen aynı kalabilmek.  Hayat bazen öyle şeylerle karşı karşıya bırakıyor ki çatır çatır eziliyorum karşısında… ne kadar aynı kalmak istesemde oksijen tüpü ihtiyacı duyup şekilden şekle giriyorum.</p>
<p>Bir varmış&#8230; bir yokmuş&#8230; ile başlayan cümleler kurmaktan ne kadar şikayet etsem de sanırım hayatım bir var olup bir yok olan varlık ve olgulardan ibaret&#8230; Çok değiştim… bir o kadarda aynıyım. Tıpkı su gibi.. hayatın yarattığı duruma, kaba göre şeklimi alıyorum. Fakat özümü hiç kaybetmiyorum.</p>
<p>Alkolü tüketimini severim. Eskiden vodka, mohito vs içerdim… artık sadece Jack Daniel’s içiyorum. Özel gecelerde ise şaraptan başka birşey içmiyorum. Film izlemeyi severim. Eskiden vakit geçirmek için film izlerdim… artık sadece bana birşeyler katacağına inandığım, bana birşeyleri sorgulatacak, geçirdiği güzel vakit kadat kafamıda karıştıracak filmleri izliyorum.</p>
<p>Tıpkı bunlar gibi gülmeyi severim. Gülüşüm hala aynı… fakat güldüğüm şeyler değişti. Bazen insana gülüşünüde değiştirmek istiyor fakat bazı şeyler ısrarla değişmiyor. Değiştirilemiyor.</p>
<p>Öyleki bazen öyle acıyor ki insanın içi, o acıyla, değiştim sanıyorsun. Umutların azaldı sanıyorsun, hayallerini değiştirmeye kalkıyorsun. İnançlarını sorguluyor ve vazgeçmek istiyorsun. Bir yerlerde duruyormuş sadece onlar… tıpkı ışık bekleyen tohum gibi… ışığı gördüğü anda büyüyen.</p>
<p>Altın portakal kapanış gecesi üstümde bir bitkinlik vardı. Hem yorgun, hemde gittiğim andan itibaren gördüğüm bir çok şeyi bünyemin kabül etmemesine rağmen “hayat böyle sorgulama sen işine bak” savaşı veriyordum içimde. Ama öyle birşey olduki saçma sapan şekilde Bora’nın ısrarı üzerine bir partiye gittik. Oda ne… 2:30 da gittiğim partiden sabah 6’da bitmesini hiç istemediğim bir konuşmanın içinde… olduğum, yer ve zaman anlamını yitirmiş bir biçimdeydi.</p>
<p>Odama gittiğimde mutluydum… bora çoktan uyumuştu. Ne sabah, ne iş, ne yorgunluk hiçbirşey umrumda değildi. Hayatımda birşeyler değişmişti fakat gördüm ki ben aynıydım. Özümde.</p>
<p>İnsanın bazen aracı değiştirsede amaç değişmemeli bunu öğrendim. Aşık olunan insan değişsede, her biten ilişkide inançlar azalıyor gibi gelsede aşk’a bakış değişmemeli. İlk baştaki saflığını, masumluğunu korumalı. Özünde aynı kalmalı. Benim için bazı şeyler böyle bunu gördüm.  Hala aynıyım.</p>
<p>Bir işle uğraşırken iflas etsende, herşey kötü gitsede yeni bir işe başlarken heyecanın yine arkanda olmalı, yine aynı tutkuyla sarılabilmelisin. Hayattaki tutkun değişmemeli, tutku nedenlerin değişsede.</p>
<p>Gördümki bazı şeyler hayatta değişmiyor olsada bazı şeylerde bir zilin çalmasındaki 1 saniye içinde değişebiliyor. Bir aşk bir iğrenmeye, bir fotoğraf mutlu ederken hiçbirşey ifade etmemeye, yaşama amacınız birisini mutlu etmekken amacınız o olarak kalıyor fakat mutsuzluğu üzerine yoğunlaşabiliyorsunuz. Hayat bir o kadar değişken yaşanırken, bir o kadarda aynı kalıyor.</p>
<p>Hayat gittikçe basitleşiyor, algılar, kavrayışlar kolaylaşıyor ne sevdiğinden istediğinden hala tam emin olmasanda ne istemediğinden olan eminliğin alanı daraltıyor, şansını yükseltiyor.</p>
<p>Yaşamayı hala çok seviyorum, sevdiren şeyler değişti fakat ben hala aynıyım.</p>
<p>Bazen zoraki ve acı verici olsada aynı kalmasını istediğiniz özünüzün aynı kalıp bozulmaması için hayatınızda olan bazı şeyleri degiştirmek gerek.</p>
<p>Değişimin içindeyken geride bıraktığın seni düşünmek lazım, ne kadar gittiğini anlamak için ileride olacağın sana bakarak ölçemezsin, ölçsen de gelecek hala değişkendir, geçmiş ise yaşanmış ve sabitlenmiştir. Sadece bazılarının özü aynıdır.  Bozul/a/mamıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.dusunenadam.org/2009/10/21/med-cezir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
