Başlığa göre Tasarım

Engelleri Kaldır Hareketi’nin Kurucu Başkanı’na JCI Türkiye’den Ödül

// Ekim 11th, 2009 // 3 Yorum » // Kişisel, Tasarım

TOYP 2009JCI Türkiye, Engelleri Kaldır Hareketi’nin Kurucu Başkanı Rodin Alper Bingöl’ü İnsan Haklarına, Çocuklara ve Dünya Barışına Katkı kategorisinde Türkiye’nin en başarılı genci seçerek ödüllendirdi.

Her bireyin toplumda eşit haklara sahip olması gerektiği görüşünü benimseyen ve bu doğrultuda insan haklarına yönelik, toplumdaki engelleri kalıcı çözümlerle kaldırmayı amaçlayan Engelleri Kaldır Hareketi Kurucu Başkanı Rodin Alper Bingöl, JCI(Junior Chamber International) Türkiye tarafından bu yıl 15.’si düzenlenen TOYP- Ten Outstanding Young Person “Türkiye’nin On Başarılı Genci” Yarışması’nda İnsan Haklarına, Çocuklara ve Dünya Barışına Katkı kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü. 2 Ekim Cuma akşamı İş Sanat Merkezi salonunda düzenlenen törende ödülünü alan Bingöl yaptığı konuşmada bu projenin gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederken, gönüllü sayısının her geçen gün arttığını ve bu konuda oluşan farkındalığın bir parçası oldukları için mutluluğunu dile getirdi.

Ocak 2009 tarihinde Rodin Alper Bingöl’ün İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel  İletişim ve Tasarım Bölümü son sınıftaki tez projesi olarak hayata geçen Engelleri Kaldır Hareketi; kamuoyunun, özel ve kamu kuruluşlarının yoğun ilgi ve desteğiyle tez projesi olma boyutunu aşarak,  bugün arkadaşlık ve paylaşım sitesi facebookta 160.000′i aşkın üye ve 600.000′e yakın destekçi sayısına ulaşarak, toplumsal bir hareket haline gelmiştir. Engelleri Kaldır Hareketi, insan haklarını toplumda her türlü siyasi ideoloji ve dünya görüşünün üstünde bir değer olarak kabul ederek;  insan haklarına yönelik ihlal sorunlarının, kaynağına ilişkin farkındalığı geliştirme hedefiyle, somut çözüm önerilerini uygun yöntem ve stratejilerle kalıcı şekilde hayat geçirmek için çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Kaynak: http://www.engellerikaldir.com/archives/526

Anı yazmak ölümün elinden bir şey kurtarmaktır

// Temmuz 8th, 2009 // 4 Yorum » // Kişisel, Tasarım

Nobel Edebiyat ödülü sahibi, ünlü fransız yazar Andre Gide‘e ait olan. fakat gerçek ölümü; unutulmak olarak düşünen. dünyanın ağırlığını hissetmesini isteyen. Yazma isteği ve yaşam iç güdüsü kuvvetli herhangi bir insanın da sarf edebileceği mutlu cümle.

Andre Gide’in bu süslü sözü, sanıyorum amatör edebiyatçıların pek beğendikleri sözdür. Benzer bir lafı aziz nesin ülke insanımızın ören yerleri, tarihi eserler, duvarlar ve helalara yazma dürtüleri için de kullanmış: kalıcı olmak….

Bazılarıda anılarını boş verip kariyer hedeflerine verirler kendilerini… ya da kariyer hayalleri kurup kendilerini hesaba eder bu plaza insanları. Sabahları, mini etekli henüz uykusu açılmamış resepsiyonistlerin ve asık suratlı güvenlik görevlilerinin önünden geçerek kendilerini güvenli(!) binaların koyu renk camlarla gün ışığından ayrılmış bedenlerine teslim eden ve zaman zaman o camlardan dışarıya baktığında metrelerce aşağıda yağmurun çamurun arasında dura kalka ilerleyen trafiği, ufka kadar uzanan gri renkli binaların, sokakların, eğri büğrü evlerle dolu yokuşların çamuru andıran curcunasını ya da sarı güneş ışığı altında beton kaktüslerle dolu çölü andıran şehrin kuru dudaklarını görerek hayatın içinde açtığı dev bir parantezde gerçek zamanın dışında yaşayan, yaşatılan insan kitlesidir, sosyolojik olgudur.

Plazada yaşamak kasabada yaşamak gibidir, koca memeli sekreterlerin diyet krakerlerini kemirirken yaptığı dedikoduların konusu olmak, üçüncü kattaki satış ekibinin güzel bacaklı fıstığı buket hanıma (ki kendisi tanga buket olarak bilinir) ya da aynı ekibin yöneticisi solaryum ve fitness burak (bey)e aşık olarak akşam karanlığında eve dönerken hayaller kurmak, çeyrek ya da yarım yıllık periodlarda yapılacak zamlara ilişkin masturbasyon kılıklı sohpetler yapmak, elli hafta boyunca iki haftalık tatili planlayarak bir hafta kala çocuk gibi sevinçli bütün plazaya kendini duyurmak zorunda hissetmek, insan kaynaklarından nefret ederken eski renault’lar gibi sabahları bilgisayarın helpdesk’teki çocuğu görmeden açılmaması, ticket’ların hiçbir zaman öğle yemeği masraflarına yetmemesi, öğle yemeklerine birlikte çıkılan insanlardan birinin mutlaka hiç sevilmemesi, bir saatlik azad süresince hapishane avlusuna hava almaya salınan mahkumlar gibi ince ince sıralar halinde çıkılan öğle tatillerinde zamanın bir anda uçup gitmesi, sabahları simit, çatal ve poşet çaydan oluşan fiks menünün sıkıcılığı, internet’ten gazete okumak, fast food patateslerinin ellerde bıraktığı yağ kokusu, akşam servislerindeki zoraki konuşmalar, pegueot minibüslerinin pancar motoru andıran homurtusu demektir.

Happy hour’larda kimse happy değildir nedense, en yakışıklı erkekler ve en güzel kızlar evli ya da nişanlıdır nedense, bütün müdürler aslında size göre yeteneksiz, bütün işler içsel bir kumpas hikayesidir nedense.. beyaz flouresan ışıkları, servis saatinden sonraki sessizlikler, geceleri sağdan soldan gelen tuhaf tıkırtılar, vampir modunda yaşayan gece çalışanları ve onların kambur bedenlerinin üstündeki yorgun yüzlerine iliştirilmiş kanlı gözler, dolu asansörler, asansörde tavandaki hiç varolmamış bir lekeye bakmalar, dolu tuvalet fobileri, sıvı sabunun kötü kokusu, halı üzerindeki sallama çay lekeleri, plastik renkli sanki hiç sulanmadan, sevilmeden yaşanabilecekmiş gibi görünen bitkiler, sıkıcı toplantılar, küçük kübik masa yerleşimlerinde kurulan dünyalar, mantar panolardaki hiç bakılmayan fotoğraflar (bakın benim böyle güzel ve farklı bir yaşamım var işte iş dışında), bir yerden bulunmuş birbirine benzer beş para etmez palavra özlü sözler, hep kaybolan kalemler, buruşmuş post-it’ler, özlenen seyahatler, özlenen öğrencilik hayatları, bir başka yaşam hayalleri, bir başkasının bedenini özlemek, aşık olmayı unutmak, ağlamayı unutmak, o plastik ruhlu bitkiler gibi olmak ve ille de olmazsa olmaz “herşeyi bırakıp çekip gitmek hayali”, ve “herşeyin elinden alınması hayali”… herşey şimdi yazılsa, plaza insanları maslov’un ihtiyaçların hiyerarşisinde nerede yer alırdı acaba ? …

Maslov bir yana benim ihtiyacım olan şey “huzur” sadece “huzur”, plazada değil, kilimli, koltuğu olmayan, bulaşığını hala elimde yıkadığım bir evde çalışıp kendi işimi yapıp hindistan çevizli mumlarımı yakıp güzel anılar eklemeyi tercih ediyorum.

Ps: Evimin bu halini ve bu hissiyatımı yazarak ölümün elinden kurtarıyorum.

Engelleri kaldıran proje! engellerikaldir.com

// Aralık 27th, 2008 // 6 Yorum » // Kişisel, Pazarlama, Reklam, Tasarım, Teknoloji

karelogobeyazOn seneyi aşkın süredir reklam ve pazarlama dünyasında projeler üreten ve bu projeleri hayata geçiren Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı son sınıf öğrencisi Rodin Alper Bingöl, tez projesini Türkiye’nin unutulan gerçeği engellilerin “engellerinin kaldırılması” üzerine yapıyor.

“Kalbini engelleme, engelleri kaldır!” sloganı çerçevesinde Türkiye’de bulunan 8,5 milyon kayıtlı engellinin, sosyal paylaşım ve uyum alanlarının eksikliğine bağlı olarak sorunlar nedeniyle topluma ve hayata karışamadıkları için toplum tarafından görmezden, duymazdan gelindiklerine dikkat çekmeye çalışan bu proje, engellerikaldir.com web sitesi aracılığıyla toplumun dikkatini engellilerin varlığına çekmek, toplumda engellilere yönelik farkındalık yaratarak önemli bir toplumsal sorunun çözümüne katkıda bulunmaktır.

Engellilerin kullanımına yönelik özel olarak tasarlanan site, içeriği sayesinde kendilerine dair gündemi ve fırsatları, birbirinden kısmen kopuk şekilde çalışan STK’ların bildirilerini tek noktadan takip edebilmelerini, yaşam standartlarını yükseltmek için faydalı dökümanları bulabilmelerini, forum ve sitenin asıl amacı doğrultusunda birbirleriyle iletişime geçmelerini, seslerini duyurabilme imkanlarını sağlarken; çeşitli zorluklar yahut imkansızlıklar nedeniyle gerçekleştiremedikleri hayallerini de; “maça gitmek, denize girmek, yurtdışına çıkmak, müzik festivaline gitmek” gibi; başkalarıyla paylaşma fırsatı veriyor.

Bu proje sayesinde engeli olan ya da olmayan kişiler siteye üye olarak, engelleri kaldırmak adına seçtikleri kişiyle iletişime geçiyor ve gerçekleştirmek istedikleri hayalleri için bir günlüğüne onlara yardımcı oluyor.

Ayrıca web sitesinin tanıtımı ve konuyla ilgili farkındalık sağlanabilmesi adına;

- Çeşitli tanıtıcı afiş çalışmaları,
- Billboard ilanları,
- Televizyonda ve internet’te çeşitli video sitelerinde izlenebilmesi ve farkındalığın ağızdan ağıza yayılması
amacıyla 1 dakikalık tanıtım filmi,
- Yaratıcı outdoor reklamları,

gibi pazarlama çalışmaları da engellilerin görmezden ve duymazdan gelindiğini vurgulamayı da amaçlayan çalışmalar arasında.

Mayıs 2009 tarihi itibariyle hayata geçirilmesi planlanan proje, kalbinin engellerini kaldıran herkesin her türlü destek ve paylaşımıyla büyümeyi planlıyor.

www.engellerikaldir.com

Sizde www.engellerikaldir.com ‘a girerek destekleyenlere kendinizi ekleyerek toplumsal bir soruna karşı duyarlı olduğunuzu gösterebilirsiniz.

Renklerin Hayatımıza Etkileri

// Kasım 12th, 2008 // 4 Yorum » // Pazarlama, Reklam, Tasarım

Renklerin insan hayatı üstündeki etkilerine yönelik 2002 bir dergi için yazdığım yazımı güncelleyerek blog açmanın verdiği rahatlıkla yeniden paylaşıyorum.

—-

Renklerin insanların üzerinde bıraktığı etkileri zaman zaman duymuşsunuzdur. Ancak insan gözünün ışık ve rengi algılayan ağ tabakasının görme sinirleri vasıtasıyla bunu beyne ilettikten sonra beyinde nasıl fizyolojik etkiler yarattığını renkbilimciler henüz açıklayamıyor.Aslında gözümüze gelen görüntü iki çeşit görme hücresi aracılığı ile taranır. Silindir veya çomak şeklinde olanlar ışığı, koni şeklinde olanlar ise rengi algılar. Gözümüzde 7 milyon konik ve 100 milyon kadar silindirik hücre vardır.

Renge duyarlı konik hücreler ağ tabakasının ortasında, ışığa duyarlı silindirik hücreler ise kenarında daha yoğundur. Bu nedenle gece gökyüzünde gözümüzün kenarından gördüğümüz bir yıldızı, ona doğrudan bakınca göremeyiz. Çünkü burada ışığa hassas silindirik hücreler daha az olduğundan görüntü kaybolur. Aynı şekilde gözümüzün kenarıyla baktığımız şekillerde renkler kaybolur.

Hayatımızda karşılaştıgımız örnekler ve öğrendiğimiz bilgiler doğrultusunda bazı sonuçlar elde edilmiştir…. Eğer bir restoran açacaksanız, şirketinizi dekore edecekseniz, bir logo tasarlayacaksanız ya da benim gibi insan psikolojisine uygulanan gizli yönlendirmelerle ilgileniyorsanız uzun süredir araştırmalarım sonucunda çıkarttığım sonuçların yer aldığı bu yazıyı okumanızda fayda var.

Kansas Üniversitesi sanat müzesinde bir araştırma için halının altını elektronik bir sistemle donatmışlar, duvar rengini beyaz ve kahverengi olarak değişebilir yapmışlar. Arka fonda beyaz kullanıldığında, insanlar müzede yavaş hareket etmiş, daha uzun süre kalıp, daha fazla alanda dolaşmışlar. Arka fon kahverengiye döndüğünde ise, insanlar müzede çok daha hızlı hareket edip, daha az alan dolaşmış ve müzeyi çok daha kısa sürede terketmişler. O yüzden dünyadaki fast food restaurantlarının hepsinin sandalyeleri ve masaları kahverengi, duvar boyaları ise kahverengi-şampanya-pembe karışımıdır. Hiç bir fast foodcunun duvarını beyaz göremezsiniz. Renklerin insanlar üzerindeki yadsınamaz etkisini farkeden şirketler bunu iş yaşamında sıklıkla kullanmaktadırlar.

Kahverengi
Kahverengi toprağın, yani doğumun ve bereketin rengidir. Kahverengi hareketleri hızlandırır. Bu rengi seven insanlar fiziksel olarak çok duyarlıdırlar, tenleri çok hassastır ve sinirleri mükemmeldir. Kahverengi toprak rengi olduğundan kaybolmanın ve saklanmanın da rengidir. 2002 Ağustos’unda Bodrum’ daydım. Arkadaşım beni akşam ünlü çok güzel et yemekleri yapan bir restorana götürdü ve yemek sırasında ‘yemekleri çok güzel ama buraya ne zaman gelsem bir an önce gitmek istiyorum, içeride kalmayı hiç istemiyorum’ dedi. Ben de aynı duyguları yaşamıştım. Tüm duvarlar baştan aşağıya kahverengi ağaç kaplamaydı. Ben de ona Burger King, Kentucky Fried Chicken ve benzer fast foodların bunu yıllardır bilinçli olarak yaptığından bahsettim. Bizim lokantacılar ise lüks tutkusuyla. Aslında uzun oturulması ve keyif alınması gereken bir yerde yanlış uygulama yapmışlardı. Aynı konuya farklı bir yaklaşım: Ziraat Bankası ya da Ticaret Bankası’nın açık kahverengi ağaç kaplamalı şubelerini düşünün. Büronuzda kahverengi mobilyalar kullanmayın! Gittiğim iş görüşmelerinde dekor kavverengi ağırlıklıysa bir an önce çıkasım gelmiştir. Erol Aksoy’un bildiginden midir bilinmez, kahverengiyi hiç sevmedigi söylenir. Coşkun Ulusoy’un, çalışanlarına kahverengi takım elbise giydirmediğini biliyorum. Kahverengi aynı zamanda teklifsiz, rahat bir renk olarak kabul edilir. Karşınızdakinin kendini resmiyetten uzak daha rahat hissetmesini ve açılmasını sağlar. Kendisi üzerinde ciddi bir takibim yok ama tüm ünlüleri rahatlıkla konuşturmasıyla tanınan, ünlü televizyoncu Larry King’i televizyonda her seferinde kahverengi kravatlar ve ceketlerle görüyorum. Sevgili Özden Arslan, 40′li yıllardan bu yana Avustralya’da kahverengi üç parça takım elbise üretilmediği söylemişti. Batılılar, “You blend in people” diyorlar, kahverengi toprak rengidir ve diğer insanlar arasında kaybolur gidersiniz. İş görüşmelerinde, profesyonel toplantılarda sakın kahverengi giymeyin.

Kırmızı
Kırmızı, iştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının hepsinin logosunun kırmızı olduğunu hayretle farkedeceksiniz; Cola Cola, Pizza Hut, McDonald’s, Ülker, Burger King… Bunu çok akıllıca kullanan şirketlerden birisi Coca-Cola’dır hem ürünün rengine yakın bir renkde hemde iştah açıcı özelligi olan bir renkde logo kullanmaktadır bu listeyi binlere çıkarabilirsiniz. Kırmızı tansiyonu yükseltir ve kan akışını hızlandırır. Zamanı unutun! İştahınız açılsın! Daha çok için! Uykusuz kalın! Bir arkadaşımla konuşurken “Peki boğalar niye kırmızı renge saldırıyor?” diye sormuştu. Maymunların dışında, araştırılan hayvanların hemen hepsi siyah beyaz görmektedir. Yani boğalar da renk körüdür. Kırmızıya değil, kendilerine saldıran koyu renkli beze saldırırlar. Birinin çıkıp Ispanyol’lara bu gerçeği anlatması gerekir. Belki de kanı, heyecanı ve enerjiyi anlatan o kırmızı bez arenadaki, ölüme mahkum olan o zavallı boğaya değil de, tribünlerde oturan, televizyonları başında ölümü, kanı ve bağlantılı olarak saldırganlığı isteyen binlerce seyirciye sallanıyor. Psikolojik olarak kırmızı etkileyici olmakla beraber yorgunluğu artırır ve sinirlerin daha fazla gerilmesine sebep olabilir. Diğer yandan pozitif etkisi ise yaratıcı düşünceyi kuvvetlendirmesidir. Kırmızı renk daha dışa dönük ve hayal gücü yüksek insanlar tarafından tercih edilir.

Yeşil
Yeşil, güven verir. O yüzden bankaların logolarında en çok tercih ettikleri iki renkten biridir. Yatak odası için de rahatlatıcı bir renktir. Yaratıcılığı körükler. Batıda büyük otellerin mutfaklarında duvar renginin, aşçıların yaratıcılığını arttırmak için yeşile boyandığnı duymuştum. Hastaneler de logo ve iç dizaynlarında yeşili tercih eder. Çünkü rahatlatıcı ve sakinleştiricidir. Tabiati en çok hatırlatan renktir. Yeşil alanlarda insanların daha az mide ağrısı çektikleri tespit edilmiş. Sakız paketlerinde ve sebze satılan yerlerde de yeşil en tercih edilen renktir. İlk görüşmelerinizde karşınızdaki insanı rahatlatmak ve ona fark ettirmeden güvenini kazanmak için yeşil birşeyler giyebilirsiniz.

Siyah
Siyah, gücü ve tutkuyu tercih eder. Hırsın da bir ifadesidir. Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein, konsantre olabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş. Güçlü ve ihtişamlı görünmek istiyorsanız baştan aşağı siyah giyinebilirsiniz.

Mavi
Freud, maviyi sakin diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncugu o yüzden mavi taşlıdır. Sakinleştirici bir renktir, batıda bu etkisi yüzünden intiharlari azaltmak için köprü korkuluklarını maviye boyarlar.Mavinin taşımış olduğu özellikler kırmızıya tamamen zıttır.Örneğin mavinin bitkilerde büyümeyi yavaşlattığı ,insanlarda ise hormonsal aktiviteleri azalttığı gözlemlenmiştir. Amerika’da bir ilkokulun duvarlarını beyaz ve portakal renginden maviye çevirmişler, çocukların yaramazlıklarının azaldığını tespit etmişler. Melankolik ve sakinliği ön plana çıkardığı için hareketin bol olduğu mekanlarda tercih edilmemelidir. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir; sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. Uluslararası toplantılarda tüm devlet başkanları lacivert takim elbise giyerler. Neden dersiniz? Dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar. Hilton amblemini insanların kafasında daha büyük kuruluş imaji olusturacağını bildiği için laciverte çevirdi. Aynı şekilde Bill Clinton, Büyük Jüriye ifade vermesinden önce mavi kravat takarak daha inandırıcı olacağı yönünde danışmanlarınca uyarılmıştı. Bankaların logolarında ve imaj oluşturmada en çok kullandıkları iki renk mavi ve yeşildir. Maviyle büyüklüklerini, yeşille güvenilirliklerini vurgularlar. Yeşil ve mavi saglamlığın habercisidir. Hakkında sık sık batıyor söylentisi çıkan, çok kazandıran bankaların logolarının mavi olması ise yeterli degildir. Mavi, ayrıca yeme içgüdüsünü azaltan bir renktir. O yüzden fast food zincirleri, içeride mavi hiç bir sey bulundurmazlar. Mavinin en önemli özelliklerinden birisi de çok uzaklardan fark edilebilmesidir. Kırmızı ise en dikkat çekici renklerden birisi olmasına rağmen yakından kolaylıkla farkedilirken, uzaktan daha zor ayırdedilmektedir. O yüzden gökdelenlerin ve yüksek noktaların üzerindeki, uçaklar için konulan uyarı ışıkları maviye çevrilmişken bu bilgiden yoksun biz, hala ısrarla kırmızı işaret ışıklarını kullanmaktayız. Oysa kırmızı uzaktan dikkati çekmez. Son dönemde batıda polis otolarinin üzerinde dikdörtgen ışıklar görmeye başladık, bunların genellikle yarısı mavi, yarısı kırmızıydı. Bunun nedeni de yakındaki aracında uzakdaki aracında bu ışıgı uzaktan farkedilebilmesiydi. Bu lambalar daha sonra Türkiye’ye de geldi ve polis otolarının üzerine konuldu. Tabii nedeni bilinmeden…

Turuncu
Portakal rengi ise çabuk dikkati çeker. Eğer bir ürün ve markada ise bu ürün herkes için imajını verirsiniz. İnsanlar o kapıdan içeri rahat girebileceklerini hissederler. Hem rahatlatıcı hem de harekete geçirici bir etkisi vardır. Portakal rengi, bulunduğu grubu sayıca çok gösterir. 1974 Dünya Kupası’nda Hollanda milli takımının başında olan Ernst Happell “Bu turuncu formalarla biz sahada rakip takımdan daha fazla sayıda görünüyoruz.” demiş.

Gri
Gri, diplomatik ve ağır bir renktir ama hareketsizliği, yavaşlığı ve ciddiyeti temsil eder. Silahlı Kuvvetlerde her yeri griye boyarız. Kapılar, kaloriferler… Devlette de herşeyin gri olmasının mantıgı buna dayanır. Ayrıca yaratıcılığı öldürdüğü öne sürülür.

Bronz
Bronz, genelde negatif bir etki yaratır. Tepki almak istediğinizde işe yarar. Belki biraz da içki rengi ile benzeşmesi yüzünden içki reklemlarında kullanılır. Kimi bankaların yazı karakterlerinde altın-bronz karışımı bir şekil ve renk kullandığını görürsünüz çünkü bu renkler altını ve parayı çağırıştırır.

Mor
Mor, nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinç altında pesimistik bir psikolojiye itip korkuttuğu tespit edilen bir renktir. 1998 yılında Ataköy’de çatıdan atlayarak intihar eden çocuğun şizofren olduğu öğrenilmişti. İntihar resminde, yerdeki ajandadan, bir kenara savrulmuş çakmağa kadar herşey mordu. Çocuğun tırnakları dahi mora boyanmıştı. İntihar edenlerin çogununda beğendiği bir renk olduğu yapılan araştırmalar sonucunda saptanmıştır. En sevdiğiniz renk mor ise, kişiliğinizin temelinde ruhsallık yer alıyor. Gizemli olaylar ilgi alanınıza giriyor. Matem ve hüzün kadar, sakinleştirici ve yatıştırıcıdır da… Meditasyon gibi ruhsal faaliyetlerde olumlu etkiler yaratır.Sihir ve büyü arayan renk olarak karşımıza çıkar. Bundan dolayı ergenlik öncesi çocukların genel olarak tercih ettiği renk mordur.

Pembe
Pembe giyenlere, hizmetlerinden dolayı ödeme yaparken kendimizi daha rahat hissettiğimizi tespit etmişler. İngiltere’ye gittiğimde Boots ve Marks and Spencer mağazalarında tüm tezgahtarların pembe gömlek giydiklerini gördüm. Bu değişikliğe bir çok mağazanın başladığını girdiğiniz yerlerde görebilirsiniz.. Ayrıca sevgiliniz pembe giydiğinde alışverişe çıkmamanız cüzdanınız açısından avantaj olur.

Sarı
Sarı, geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin ifadesidir. Ayrıca Yol çizgilerinin beyazdan sarıya dönüştürülmesindeki sebep de sarının daha dikkat çekici bir renk olmasından kaynaklanır. Sanılanın aksine sarı beyazdan daha göz alıcı bir renktir. Geçiciliğin ifadesi olduğu için de tüm dünyada taksiler sarıdır; dikkat çeksin ve geçici oldugu bilinsin diye. Trafik lambalarında sarı; kırmızı ve yeşil arasındaki geçişi gösterir. Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar. “Ürün geçici, lütfen geri getirin.” demek istiyorlar. O yüzden dünyada hiçbir banka ambleminde sarıyı kullanmaz. (Portakal ve bronz ya da bakır kimi zaman yer alabilir.) Paranın geçici degil, kalıcı olmasını isterler. Benim bugüne kadar sarıyı logosunda baskın bir renk olarak kullandığını gördüğüm tek banka Vakıfbank’tır.

Beyaz
Beyaz, istikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Beyaz özellikle hastaneler ve ilaç firmaları gibi sağlık ve hijyeni vurgulamak isteyen mekanlar için tercih edilen ilk renktir.Bunun yanı sıra istikrarı v devamlılığı da temsil ettiği için beyaz rengin kullanıldığı ofisler daha güven verir. Eğer üzerinde fazla şaibeler olan bir politikacıysanız, beyaz ağırlıklı kıyafetleri seçmelisiniz. Beyaz elbiseler sizin temiz oldugunuz imajını verir. Cem uzanın seçimler sırasında beyaz takımlar giyip sürekli beyazı tercih etmesinin nedeni danışmanlarının onu bu konuda uyarmasıdır. Gözleri dinlendiren ve mekanı gerçek boyutlarından daha büyük gösteren beyaz, neredeyse tüm mimarlar tarafından tavsiye edilen bir renktir.