Başlığa göre Güncel

Tuncel Kurtiz – Tut Yüreğimden Ustam

// Nisan 16th, 2010 // 2 Yorum » // Güncel, Kişisel

‘Biz zengin olma tehlikesini atlattık, şimdi daha huzurlu yaşayabilirim.’ demiş insan.

O bir duygu adamı… o inandıklarının peşinden koşan, tutkularıyla yaşayan, dokunmasan da ellerinin sıcaklığı gözlerinden hissedilen koca bir yürek.

O koca bir çınar… O yüzündeki her çizgiye binlerce anlam yüklemiş bir sanatçı.

O… ağzından ne çıksa “babaaaa” diye ellerini öperek ağlayasım gelen tek adam.

Bu videoyu paylaş ki Tuncel Kurtiz gibi bir “Usta”yı geçte olsa yüreğinden yakalayabilelim…

Tut Yüreğimden Ustam şiirinin dizelerinin Tuncel Kurtiz‘in anlamlı sesinden nasıl hayat bulduğunu dinlemek için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

http://www.facebook.com/video/video.php?v=423821761288

Herkes izlemeli, dinlemeli, anlamalı.

Tut yüreğimden Ustam…

Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sükut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

Ustam!
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.

Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.

Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne…

Serkan Uçar

Her şey “insan” olmakla başlar.

// Mayıs 25th, 2009 // Yorum yok » // Güncel

Her şey “insan” olmakla başlar. Hepimiz aynı şekilde doğduk, aynı şekilde doyduk, çocuk olduk. Sonra büyüdük, olduk. Kadın ve erkek olduk. Yaşlı ve genç. Özgür ve tutuklu. Siyah ve beyaz. Farklı sıfatlar verildi her birimize: uzun, kısa, şişman, güzel, çirkin, “engelli” olduk. Eşit olamadık bir tek. Hani herkes eşitti hayatta?! Neden bazıları daha eşittir ki bu hayatta!

Sen… Sokağa çıktığında kaç tane engelli ile karşılaşıyorsun? Karşılaştığında ne düşünüyorsun? Bir şey düşünüyor musun? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musun? Sokakta bir engelli görmek için kaç engelin var farkında mısın? Peki onların nasıl yaşa(yama)dıklarının?

Büyüdüğünde kim olursan ol, ne yaparsan yap eşit yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok engeli ve bir kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!

Eğer sen de insan olmayı önemsiyor, “bir engel de ben olmayayım” diyorsan;

http://www.engellerikaldir.com ‘a girerek destekleyenlere kendi adını ekleyerek hassasiyetini gösterebilir, facebook grubuna tüm listeni davet edebilir, msn iletine web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğun mecralarda konuya yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerini e-posta gönderebilir, sponsor olabileceğini düşündüğün tanıdıklarına konuyu paylaşabilirsin.

Gün gelecek, herkes önce “insan” olacak…

Engelleri Kaldır Hareketi
http://www.facebook.com/pages/Engellerikaldircom/62820545912

Vatanınızı seviyor musunuz?

// Kasım 21st, 2008 // 4 Yorum » // Güncel, Kişisel

Söylenicek fazla söze gerek yok. Her “Vatan Sever”in okuması gereken bir yazı.

“Diyelim ki hiç kimse gerçekleri açıklamadı, hiç kimse eleştirmedi.
Her şey aynı şekilde devam etti.
Önümüzdeki yirmibeş yılda da elli bin Kürt çocuğu öldürüldü, yirmibeş otuz bin Türk çocuğu vuruldu…
Yüzlerce milyar lira, bomba, mermi, roket olarak havaya savruldu.
Epeyce bir para silah satışlarının komisyonu olarak onun bunun cebine girdi.
Kürtlerin anadilde eğitim yapmalarına izin verilmedi.
Sokak gösterileri sürdü.
Polisler sokaklarda insanları vurdu.
Türbanlı kızlar üniversitelere sokulmadı.
Anayasa Mahkemesi keyfince anayasayı çiğnedi.
Siyasi partiler kapatıldı.
Devletin içinde çeteler kuruldu.
Nobelli yazarlar ülkeden kaçırıldı.
Ermeni yazarlar sokaklarda öldürüldü.
Katillerle hatıra fotoğrafları çektirildi.
Üniversite önünde yapılan bombalı katliamlar “zaman aşımına” uğratıldı.
Diyelim ki bugünkü durum aynen sürdürüldü…
Eee, ne olacak?
Avrupa’nın en fakir ve en geri kalmış ülkesi olarak yaşayacaksınız.
Çok mu mutlu edecek bu sizi?
Çok sevdiğiniz “vatanınızın” gelecek yirmibeş yılı için planınız bu mu?
Aferin size, nasıl da çok seviyorsunuz ülkenizi.
Bir nebze olsun gelişmesini istemiyorsunuz.
Zenginleşmesini, özgürleşmesini istemiyorsunuz.
Vatan sevgisi diye ben buna derim işte.
“Cinayetler, katliamlar, işkenceler sürsün vatanımda” diyen vatanseverler.
Ya vatanınızı sevmeseydiniz?
O zaman ne yapacaktınız?
“İşkenceler, haksızlıklar, cinayetler, çeteler, adaletsizlikler, eşitsizlikler, zulümler dursun” mu diyecektiniz?
Siz bu “vatan sevgisi” denen şeyin ne olduğunu bildiğinizden emin misiniz?
Yoksa dindarlardan ve Kürtlerden nefret etmeyi, silaha ve orduya tapınmayı vatan sevgisi mi sanıyorsunuz?
Cumhuriyet Bayramı’nda, “başörtülü bir kızı” cumhurdan saymayan albay sizin vatanseverliğinizi mi okşuyor?
Anadolu başı örtülü, türbanlı kadınlarla dolu, biliyor musunuz?
Hepsinden nefret mi edeceksiniz?
Nefret ederseniz ne yapacaksınız?
Vatanın Anadolu bölümüne gidemeyecek misiniz?
Bağdat Caddesi, Nişantaşı, Tunalı Hilmi mi “vatanınız” olacak?
Hele Güneydoğu…
Ben gittim gördüm, biliyor musunuz oradaki herkes Kürt.
Şimdi ne olacak?
Onlardan da mı nefret edeceksiniz?
Vatanın o bölümüne de gidemeyeceksiniz demek ki.
Gidemeyeceğiniz yerler çoğalıyor, bilmem farkında mısınız?
Siz “vatanı sevdiğinizi” söylerken tam olarak hangi bölgeyi söylüyorsunuz?
İstanbul, Ankara, İzmir civarını mı?
O şehirlerin de bazı bölümlerini tabii.
Varoşlar pek size uygun değil, ben size söyleyeyim.
Oralara gidemezsiniz.
Başörtülülerle Kürtler var oralarda.
Hatta duyduğuma göre Çankaya’da da bir başörtülü hanım varmış.
O hanım oradayken CHP’lilerle generaller Çankaya’ya da gidemiyorlarmış.
Çankaya da pek “vatan” sayılamıyor anladığım kadarıyla.
Gidemediğiniz yer vatanınız değildir çünkü.
Siz nerelere gidebiliyorsunuz?
Bir saysanıza gidebildiğiniz yerleri.
Sizin önümüzdeki yirmibeş yıllık planınız, elli bin Kürt öldürüp, karakolları bastırıp, işkenceler yapıp, davalar açıp, çeteleri alkışlayıp gittikçe daralan küçük bölgelerde, kendi halkınızdan nefret edip korkarak yaşamak mı?
Ne plan ama…
Ne vatansever bir plan.
Çok da zekice.
Zeki bir vatansever kendi ülkesinin geleceği ile ilgili böyle planlar kurmalı işte.
Allah muhafaza bir albay başörtülü bir kıza ödül verirse, generaller türbanlı bir kadının elini sıkarsa, Kürtlere eşit haklar verilirse, insanlar özgür olursa, düşüncelerini söyleyenler serbest kalırsa ülke mahvolur biliyor musunuz?
Öyle güzel bir cumhuriyet kurmuşsunuz ki…
Cumhur özgürleştikçe kurduğunuz cumhuriyetin batacağını düşünüyorsunuz.
Cumhur özgür olmasın o zaman.
Cumhurun özgür olmadığı bir cumhuriyet…
Her vatansever böyle bir cumhuriyet hayal eder, öyle değil mi?
Aslında padişahlar da böyle bir cumhuriyet hayal ediyorlardı herhalde.
Onlar tam istedikleri gibi bir baskı kuramadılar.
Siz kurdunuz.
Kutlarım sizi.
Cumhursuz bir cumhuriyetiniz…
Hiçbir yerine gidemediğiniz bir vatanınız var.
Ne de çok seviyormuşsunuz vatanınızı…
Ya bir de sevmeseymişsiniz?

Ahmet Altan / 30.10.2008 Taraf”