KİŞİSEL IMG_0158 2

Published on Mart 10th, 2016 | by Düşünen Adam

2

Gökyüzü

Bir kaç sene önce bir toplantı öncesi bahçede toplantıyı beklerken Twitter’a bakınıyordum… Hayal meyal hatırlıyorum bir söz okumuştum ve söz şehirde yaşayan insanların gökyüzüne pek bakmadığı üzerineydi.

Yıllardır hep şehir hayatı yaşamama rağmen doğayla iç içe olduğum, yağmurla, bitkiyle, hayvanla, karla, rüzgarla hissedebildiğim her an kendimi daha mutlu, hayatın, evrene daha ait hissettim.

Bu sözü okuyunca ve özellikle üniversiteden mezun olduktan sonra farklı kaygı ve yüklenen amaçlardan dolayı gerçekten de az baktığım göküyüzüne baktım ve bu farkındalıkla derin bir iç çektim.

Üstüne sigara yakıp toplantıya 10 dakika geç girdiğimi hatırlıyorum.

Söylenilen ve gördüğüm kadarıyla toplumun %99’una göre inandıkları, savundukları, olması istedikleri, düşünceleri farklı görülen birisi olarak, gökyüzüne bakarken düşündüğüm şeylerin de sınırı, olasılıkları, haddi hesabı yoktu… Ne istiyorsam onu düşünüyor ve düşündüklerim, hayallerim hiç bir yere çarpmıyordu. Gökyüzü gerçekte olduğu gibi bana sonsuzluk ve tüm olasıkların olabileceğini, hayatın gördüklerimden ibaret olmadığını o kadar iyi hissettirmişti ki hem hayatın içerisinde çoğunluğun benden bağımsız hareket ettiğini, hem de olmama ihtimalini düşündüğüm her şeyin ne kadar olasılıklı, bana öğretilenlerle, o an anlamlandırabildiklerimle sınırlı olduğunu düşüdüetmüştü.

Biraz daha düşününce aslında gözümüzün görmediği ne kadar çok şeyden aslında haberimiz olmadığı, onlar yokmuş gibi sığ dünyamızda öğretilenlerle yaşadığımızı fark etmiştim.

O gün bugündür açık havaya çıktığımda ilk olarak gözüyüne bakmaya çalışıyorum. Çünkü çocukluğumuzdan bu yana yaşadığımız toplumun dayattıklarından dolayı bir çok olasılığın, bizi mutlu edecek seçeneğin önünü sadece bize öğretilmiş kalıplardan dolayı daha denemeden, hislerimize güvenmeden, bilmeden, görmeden, yaşamadan, korkularla tıkıyoruz.

Yıl 2001.. Henüz 17 yaşındayım… heyecanlı ve interneti yeni keşfetmiş birisi olarak sosyal yaşantım dışında evde ki vaktimin çoğunluğunu bilgisayar başında geçirmeye başlamıştım. Bunlarla ilgilenmeye başladıktan yaklaşık 4-5 ay sonra Bilge Adam’da çalışan Çoşkun bana görüşmek, istediğini ve Bilge Adam’da çalışabileceğimi söylemişti. Böyle bir olasılık aklımın ucundan geçmemişti. Devamında Bilge Adam’da önce tasarımcı, sonra sanat yönetmeni olarak çalışmaya başlamıştım. 17 yaşında ergen ve böyle sorumlulukları alamayacak yaşta olduğumu düşünmeme rağmen Bilge Adam’ın o sıradaki 3 ortağından birisi Haldun Bey’le aynı oda da Bilge Adam’ın çocuğu gibi sahiplenilerek yaklaşık 1 yıl geçirmiştim. 17 yaşında bana göre hiç bir şey bilmeyen bir çocuğa sunulan bu fırsatları o anda da şu anda da görünen ihtimaller dahilinde sadece mantıkla anlayamıyorum.

O an öyle görünen imkansızlıklarla ilgili o kadar farklı hikayelerim var ki… Hilmi… kardeşim diyebilecek kadar yakınlaştığım ve kendisi hayatımda ki bir çok kırılım noktasına gerek masumiyeti, gerek dostluğuyla neden olan birisi. Sayesinde 2002 yılında Cem Yılmaz, Cem abi ile tanışmıştım… Ankara Şura Salonunun kulisin de tanışırken o sırada ki hayalim birlikte bir fotoğrafımın olması ve kendisiyle tanışmaktı… Uzun süredir kendisiyle hemen tüm projelerinde çalışıyorum ve bu yakınlık çok istediğim ama o an hiç görünen bir olasılık değildi. Yıl 2005 üniversitedeyim ve work&travel işiyle Buğra’nın teklifi üzerine ilgilenmeye başladım 2006’da ilk kez Amerika, California’ya ya gittim. İlk kez uçağa o sırada binen ve 12 saat yolculuk yapmış ve ilk defa evinden 3 ay uzaklaşmış birisi olarak çok farklı deneyimler yaşadım. Yine çevreme, hayata ve olasılıklara baktığımda daha önce bu olasılıkları hiç hayal etmemiştim.

2005 yılında Cosmo Girl dergisi yaptığım bazı tasarım ve web projelerinden dolayı benimle röportaj yapmıştı ve bu röportajda da ‘hayalim film afişi yapmak’ gibi bir cümle kurmuş ve bunu çok içten istemiştim. Fakat böyle bir olasılık pek mümkün görünmüyordu, çünkü ne kadar tasarımla ilgilensem de ne o çevreden yakın bir tanıdığım ne de o ana kadar olasılıkların sonsuzluğuyla ilgili tecrübelerim bu kadar netti.

2008 yılında çocukluk arkadaşım Şahin’in Issız Adam’da yardımcı yönetmen olması ve tasarımlarımın Çağan Irmak tarafından beğenilmesiyle Issız Adam’ın afişini tasarladım. Günler, yıllar geçtikçe görünen olasılıklardan çok ne istediğinin, neye inandığının ve potansiyelinin ne olduğunu gördüm.

Çünkü 1. dereceden yakın çevrem, doktor, hemşire, veteriner gibi tamamen toplumun güvenceli meslek olarak görüdüğü alanlardaydı. Hepsi sanat, tasarım, edebiyat gibi konularla uzaktan ilgilenen kişilerdi ve bu alanlarla ilgili bir şeyler yapmakta o yüzden kendimle ilgili o an için görebildiğim potansiyeller arasında yer almıyordu.

Bunlara benzer yüzlerce kendime göre olasılık ihtimallerini zorlayan, o an imkansız ya da hiç görünmeyen ve planlayamadığım bir sürü şey yaşadım. Bu planlayamadığım olasılıklar iş hayatımdan, ilişkilerime, aile hayatıma, sosyal hayatıma kadar her yer de karşıma çıktı. 

Mesela az önce konuştuğum Nazlı… anlatsalar da inanmayacağım potansiyellere, ve hayatımda bir çok farklı varoluşa sahipmiş. Kim derdi ki onunla paylaştığım şeyleri o gerçeklikle, o dostlukla, o yakınlıkla yıllardır paylaşabileceğimi…

Tüm bunların sonucunda olsa gerek ki olasılıklarla ilgili görünen, anltılan olabilirlerden çok ne istediğiyle, neye inandığıyla ilgilenen birisi oldum. Evet böyle yaşamak insanı istediği olasılıkları elde edemeyince hayallerine sınır koymadığı için üzebiliyor. Fakat biliyorum ki o olasılıklar aslında mümkün ve hiçte sadece  bizim elimizde değil… biliyorum ki şu an olmuyorlarsa sadece bana bağlı olmadığı için şu an gerçekleşemiyorlar. Fakat hepsi, tüm gerçekliğiyle orada duruyorlar.

Buna benzer anlatablieceğim yüzlerce, hatta binlerce engelleri kaldır hareketi, şirket ortaklıklarım, başarısızlıklarım, başarılarım gibi hikayelerim var. Fotoğraf dahi paylaşmayı, hayatın mahremine, özeline, benim kontrolümde insanların hayatıma dahil olmasına alışık kontrollü birisi olarak yaşadığım bunca şeyi anlatmamda tek neden var fırsat buldukça gökyüzüne ve hayatın aslında bize öğretilen kalıplarda olmaması gerektiğine, doğruların yanlışların bu kalıpların çok daha ötesin de şeyler olduğunu paylaşabilmek…

Son 1 yıldır gerek 32 yaşına gelmiş olmak, gerek şu ana kadar deneyimlediklerim, elde ettiklerim, kaybettiklerim, tattıklarım olsun o kadar hayatla ilgili ne istediğimden, ne istemediğimden eminim ki son 5-6 ayımı sadece bu eminliğe gelmeye harcadım. Düşündüm, konuştum, sustum, güldüm, ağladım ve çoğu insana göre boşa geçen bu zamanın ne kadar dolu olduğunu, bize öğretilen kalıpların, bu kalıplar ve öğretilmişliklerden dolayı kendimizi ne kadar sınırladığımızı ve topu topu 30 40 senelikli bilinçli hayatımızı bu korkularla ne kadar bok ettiğimizi fark ettim.

İnanmanın getirdiklerine son örnek olarak, 2009 yılında Zeki Demirkubuz’un Kıskanmak filminin afiş tasarımı için görüşmeye başlamış ve Zeki hocanın yönlendirmesiyle filmin afiş, pr, web sitesi vb tüm işlerini üstlenmiştim. O dönem de bir çok insan Zeki Demirkubuz nasıl seninle çalıştı, aksi bohem birisidir şeklinde yaklaşıyordu ve anlam veremiyordum. Çünkü benim tanıdığım Zeki hoca iş yaptığım insanlar içerisin de en gerçek, en samimi insanlardan birisiydi ve hiç bir tersliğini görmemiş hatta çok yakın ve yapıcı hissetmiştim. Ara ara görüşmemize rağmen Zeki hoca filmlerinin kurgusundan, afişine her şeyiyle kendisi ilgilenen ve bunu layıkıyla yapan birisi olarak birisiyle çalışmaya ihtiyaç duymuyordu. Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşıma sohbet esnasında tasarım yapmaktan, sektörden, yapılan işlerin sadece yapılmış olması için yapıldığından sıkılıdığımı söyleyerek ancak kendime yakın bulduğum, hakikati öğretilen değil, gerçekleri sadece göründüğü, gösterildiği, anlatıldığı gibi kabullenmeyen ve kalıplardan uzak Zeki hoca ya da benim gözümde o tatta olan birisinden bir şey gelirse yeniden bir şeyler yapabilirim demiştim. Bunları söyledikten 3 gün sonra Zeki hoca tüm bunları bilmeden, bu süreçte neler yaşadığımı tahmin bile edemezken aradı ve yeni filmi KOR’un afişinin tasarlamamı istediğini söyledi. Üzerine bir araya geldik sohbet ettik, biraz bu arada yaşadıklarımdan bahsettim ve bölerek çok gerçek yavaş anlat biraz deyip belgeselini çekelim Rodin diye takıldı 🙂 Bu uzun sohbet sonrasın da bir kez daha anladım ki göründüğünü düşündüğümüz, o an olası görünen gerçekler değil, bizim ne istediğimiz ve neye inandığımız nelerin olacağını belirliyor. Ve olan iyi ya da kötü hiç bir şeyin de sorumlusu bütünden bağımsız sorumlu tutulabilecek kadar sadece biz değiliz.

Ailem, ilişkilerim, başarılarım, başarısızlıklarım gibi hayata dair bana imkansız denilen, öyle görünen bir çok şeyi yaşamış birisi olarak emin bir şekilde söylüyorum ki imkansız diye bir şey yok. İnanın ve tüm dünyayı bir kenara koyarak kendi doğrularınız, size iyi, mutlu gelen şeyler üzerinden kendi doğrularınızı ve yanlışlarınızı belirlemelisiniz.

Benim tüm hayatım boyunca bir çok sınırsızlık ve olasıklarını hesaplamadığım şeyler yaşamama rağmen tek düşündüğüm şey yaptığım herhangi bir hareketle ilgili ilerde bir gün çocuğum bana ‘Baba bunu neden ya da nasıl yaptın?’ diye sorduğunda cevap verebilmek, anlaşılabilir olmak oldu. Şu an düşündüğümde yanlış bulduğum, gereksiz, saçma gibi her türlü kötü sıfatı yakıştırdığım bir çok hatam oldu fakat hiç birisinden pişman değilim, hepsi bütüne baktığında o kadar anlaşılılır, o kadar masum ve o kadar insani ve açıklayabileceğim şeyler ki… Bu çerçeve de hayata bakıp yaşadığında, hiç bir şeye karşı kötü hissiyatın olmadığı için sadece kalan süreni mutlu geçirmeye çalışıyor herkesin mutlu olmasını isteyerek bundan bile mutluluk duyuyorsun. Öyle ki gökyüzüne baktıkça, havayı soluyup evreni düşündüğünde anlıyorsun ki aslında her şey mümkün ve her şey en neye inanıyorsan o şekilde şekilleniyor.

Hayata bakışımla ilgili tüm bu olasılıksızlıkların ne kadar mümkün olduğunu bu kadar erken öğrenmiş olmak ve yaşadığım iyi kötü her şey çok şanslı hissettiriyor. Çünkü 60, 70 yaşlarına geldiğimde bir çok insan gibi inanmadığı ya da korkuları, kaygılarından dolayı bir şeyleri yarım bırakmış birisi olarak değil. Tüm olasıklara inanmış ve inandığım gerçekliklerinden peşinden gitmiş birisi olarak bunlara sahip ve keşkeleri olmadan ölebileceğim.

Özetle evrime, doğal seçilime inanıyorsan bilmelisin ki sen daha düşünebilme yetisine sahip olmada önce DNA’larında hayatta kalmanı ve sana iyi geleni hissetmekle ilgili kodlar var ve bu kodlarla hayatta kalabilmiş canlılardan birisi sensin… Sana iyi geleni hissetmek düşünebilmekten daha önce sahip olduğun bi özellik… bu sayede hayatta kaldın… o yüzden evrene, kendime ve bunu okuyanlara mesajım, hayat kısa, korkmayın ve güzele, iyiye, canlılığın yaşamın aslında iyiyi istediğine ve bunla huzur bulduğuna inanın… Bu dünyada ki hiç bir ama hiç bir canlının bilinçli bir şekilde kötüyü isteyeceğine, kötüyü yaşamak için çaba sarf edeceğine inanmıyorum. Bu yüzden herkesi, her şeyi biraz düşününce affedebiliyorum. Hayata, evrene ve her şeyden önce kendi hislerinize güvenin… Bol bol gökyüzüne bakın ve hayatın görebildiğinizden, o an anlayabildiğiniden fazlası olduğunu hatırlayın… Bahar her şeyiyle geldi sayılır… Göremediğimiz enerjilere, iletişim yollarına inananan, tesadüflere inanmayan birisi olarak diliyorum ki bugün sana öğretilen ve çizilen kalıpların dışında özgürce hissedebildiğin, yaşayabildiğin, hissettiklerinin hakkını verebildiğin bir gün olur…

Yazıyı saat ve etkisin de olduğum şeylerden dolayı ve ilerde gülebilmek için tekrar okumadan, neye inanırsan o olura inanarak ilk, gerçek haliyle paylaşıyorum… Malesef dil bilgisidir, edebii kurallardır, kusur ettiysek affola demiyorum, çünkü hep dediğim gibi kelimelere takılırsan, anlamı kaçırırsın 🙂

Nazlı’nın hep dediği gibi yine uzun yazdım 🙂 ve bu uzun yazıyı bugün dinlediğim Füsun Önal’dan insanlar insancıklar şarkısıyla kim bilir belki yarın dünden güzel olacak sözleriyle sonlandırıyorum 🙂

5:26 AM


About the Author

Aklından geçenleri kelimelerle çiziyor ve çizgileri taşırıyor olabilir ama kesinlikle doğru renkleri kullanıyor.



2 Responses to Gökyüzü

  1. Filiz says:

    Ben de diyorum ki keyifle okudum .Güzel bir anlatım en önemlisi doğal ,samimi ve sıcacık duygularla kaleminden dökülmüş.Pardon klavyenin tuşlarından olacaktı.

  2. Dilber Ulad says:

    Çok güzel ve akıcı bir üslup bence. Kaleminize sağlık. Sabah kahvemi içerken çok iyi geldi. Şimdi gökyüzüne bakmaya gidiyorum.

Sen ne dersin?

Back to Top ↑