"Enter"a basıp içeriğe geçin

CEM YILMAZ

Eğitim şart mı?
Eğitim şart mı bilmiyorum da, ben eğitim dünyasına epey vakit ayırdım. Eğitim hayatı, sosyal çevresiyle de müfredatın dışında da insana çok şey katan bir dünya. O yüzden şart. Ben bu konuda huyluyum çünkü benim okul hayatım parlak geçmedi. Ben o dönem karikatür çizmeye yöneldiğim için asıl öğrenmem gereken şeylerle pek ilgilenmedim. Üniversite hayatında, sosyal çevrede ne öğrendiysem sonradan çok faydasını gördüm. O yüzden en azından okula bir kaydınızın olması iyidir.

“Yüzyılın Romeo ‘su” lakabı sence sana yakıştı mı?
Valla bende biraz bol durdu çünkü aşkı temsil eden bir karakter. Madem lakabı verdiniz ben de layık olmaya çalışacağım. Romeo aşk konusunda biraz kendini telef eden bir arkadaş o yüzden herkes kendine yakıştırmak ister aşk uğruna telef olmayı ama dediğim gibi beni biraz aştı bu lakap.

Romantik misindir? Romantik bir anını anlatır mısın?
Duygusal bir insanım açıkçası. Ama romantik bir anımı hatırlamıyorum. Bir insan romantikse her anı romantiktir diye düşünüyorum. Romantik değilse romantik olmayan anını hatırlar insan genelde. Mesela fiziksel ihtiyaçları giderirken – yemek yemek gibi – romantik değilim ama o an dışında romantiğimdir.

Aşık olman için ne gerekir?
Aşık olmak için bir şey gerekmiyor da, aşık olduğun zaman anlıyorsun aşık olduğunu. Nasıl bir hissiyatı var dersen; bir salaklaşma, bir kendinden geçme hali. Her şeyi yapabileceğini düşünmek ve belki de yapmaya hazır olmak gibi olsa gerek. Bir insan yalnızken de böyle hissedebilir. Yani potansiyel aşık. Bununda kaba tanımı şu oluyor; gördüğüne aşık, görmediğine bulaşık. Daha küçük yaşlarda çok daha fazla aşık olurdum. Devamlı. Bu tabire tekabül ediyordu durum. Aşık olmayı istemekle ilgili bir eğilimim var.

Genç kızlar sana bayılıyor? E erkeklerden de baya bir hayranın var… ve sen bas bas ben çok yalnızım diyorsun, bunca sevenin varken nasıl yalnız kalabiliyorsun?
Yalnız kalmak bir tercih. Sevildiğini hissetmekte güzel bir şey ama yalnız kalmak meselesi daha özel, daha yakın ilişkilerle ilgili bir durum. Onu sürdürebilmekle ilgili bir problem olduğu için öyle bir hal oluyor. Arkadaşlarıma yalnızım dediğimde sonradan pişman oluyorum. Aslında o kadarda yalnız değilim, bir sürü kıymetli arkadaşım var. İnsan hatırlıyor onları. Onları anmadığı içinde pişman oluyor. Halbuki az sayıda da olsa çok sayıda da olsa değerli olan arkadaşlarımı bazen unutuyorum. Bu çok ayıp bir şey. Ama bu yalnızlık meselesi daha özel, ikili ilişkilerle ilgili. ‘’ Bu kadar çok sevenin varken neden insan yalnız oturur ‘’ sorusunun cevabını bilmiyorum. İlişki kurmak o kadar kolay değil. Yalnızca sevilmek yetmiyor, sevmekte icab ediyor.

Senin için bir kadının nesi önemli?
(Gülüyor). Muhabbeti herhalde. Gerçi bu geniş bir tanımlama. Muhabbet diyince sohbet, diyalog anlamında değil. Genel olarak muhabbeti. Her şeyini kapsayan bir şey olsa gerek.

Şuan üniversite okuyor olsaydın hangi bölümde, neden okumak isterdin?
Üniversitede okuyor olmak isterdim ama sanatla ilgili bir dalda. Tiyatro ya da müzik olabilirdi.

Üniversite hayatında unutamadığın bir anını paylaşır mısın?
Üniversite hayatımın sonunu getiren anı hatırlıyorum. Boğaziçi Üniversitesi ‘nde öğrenciydim. Kampüste birazcık dolaştım, baktım bir neticeye varamıyorum bizim güney kampüsü dedikleri yerde bir berber vardı, oraya gidip saçlarımı kazıttım. Ve yeni bir hayata başladım. Okulda yalnızca beni ilgilendiren bir protestoyla okuldan ayrıldım.

Nasıl bir öğrenciydin?
Bunu üniversiteyle pek tespit edemeyiz çünkü üniversite daha çok sevdiğin derslerle ilgilendiğin bir ortam. Ama ortaokul ve liseyi düşünürsek iyi bir öğrenciydim. Çalışkan pek uygun bir tabir değil ama notları iyi olan bir öğrenciydim. Çalışkan ve başarılı olmak ayrı şeyler bence. Başarılıydım ben.

Bir günün nasıl geçiyor?
Bir günüm şu sıralar uyuyarak ve müzikle uğraşarak geçiyor. Yeni bir filmimiz var onun senoryosuyla ilgileniyorum. 24 saatin tamamını yaşayamıyorum açıkçası. Televizyonda ünlülerin 24 saati tarzı programlar oluyor ya, gündüz çıkıp bir yerlere gidiyorlar. Ben hep kendimi hayal ediyorum. Bütün gün uyuduğuma dair. Kamera başımda duruyor ben hiç kalkmıyorum yataktan. Uyumaktan şikayetçiyim ama uyumayı çok seviyorum. Çok şey kaçırıyor insan ama benim mesleğim gereği uykuda bir çok meseleyi çözüyoruz.

Genelde gündüz uyuyup gece yaşıyorsunuz.
Gece hayatı diye bir tabir var ona uymuyor benim söylediğim şey ama bazı insanlar öyle anlıyor. Gece hayatı derken, o saatlerde işimizle uğraşıyor oluyoruz. Yani yazıyor, çiziyor olmak gibi bir durum var. Gündüz neden olmuyor dersen alışılageldiği için herhalde yoksa özel bir sebebi yok. Geceleri daha verimli oluyorum diye bir şey olduğunu zannetmiyorum.

Yeni filmin konusu ne?
Başarısız bir meslek erbabı var. Mesleğinde başarılı değil, babası tarafından takdir edilmiyor. Babasıyla beraber bir turneye çıkıyorlar ve başlarına birazcık mistik birazcık mistik olmayan hadiseler geliyor. Küçük bir macera filmi. Biraz komiklik, biraz gerçeklik var. Fantastik tipler, günlük hayatta kolay rastlayamayacağımız ama rastlasak iyi olur dediğimiz tipler. Mazhar Abi, Özlem Tekin ve ben başrolleri paylaşıyoruz.

Müzik ile uğraşıyormuşsun… Ne tarz müzik yapıyorsun?
Hobi olarak uğraşıyorum. Profesyonel anlamda bir enstrüman çalmıyorum. Biraz davul çalıyorum, klavyeli enstrümanlara biraz aşinalığım var ama bir performans gösterecek kadar değil.

Bu aralar kimleri dinliyorsun?
Şu aralar biraz Hip-pop dünyasına ilgim var. Yerli ve yabancı hip-hopçıları dinliyorum.

Eğlence senin için neresidir?
Biraz sonra sahneye çıkacağım, en çok eğlendiğim yerlerden biri. Arkadaşlarla toplanıp Cem Yılmaz ‘a gitmek gibi bir alternatifimiz olmadığı için arkadaşlarımın bana gelmesi, baraber sohbet etmek, müzik yapmak, böyle şeyler..

Zor ve yoğun bir hayatın var seni bu hayata karşı motive eden şeyler neler?
İşi yaparkenki haz motiveyle alakalı. Bir filmi perdede izleyeceğimizi bilmeden dahi filmi tasarlamak, hikayeyi yazmak, o rolleri canlandırmak motive eden şeyler olsa gerek. Perdede izlerken değilde, yaparken aldığımız haz daha önemli.

Ali Taran ile  “Beyin” adında bir reklam ajansı kurma fikri nerden çıktı?
Reklam dünyasında meşhur oynatma meselesi var. Bize teklifler geliyor, o senaryoda olan şeyi canlandırmak zorunda oluyoruz. Benim için hiç bir zaman böyle olmadı. Bana gelen teklifler hep reklam filminin bütün senaryosuyla, yıl boyuncaki stratejisiyle birlikte tasarlanmalarıyla ilgiliydi. Daha doğrusu bunu, böyle olması için ben yönlendirdim. Billboarduna kadar her şeyiyle benim ilgileneceğim bir şey olsun istedik ve bu kurumsal bir kimlik olsun diye o şirketi kurduk. Çok büyük bir beklentiyle kurduğumuz bir şey değil.

Turizm otelcilik mezunusun, sonrasında karikatüristlik yaptın, komedyenlik ile devam ettin ve şimdide reklamcı oldun… reklamcı olmak için ne gerekiyor sence?
Reklamcılık profesyonel bir iş. Kendi içinde bir sürü bölümleri var. Yaratıcılık bence çok önemli ama bazen yaratıcılıktan önce ticari kabiliyetler ön plana çıkıyor. Bana sorarsan yaratıcı olmak ve fikir üretmek gerekir iyi bir reklamcı olmak için. Aslında sadece yaratıcı olmak yetmiyor bazen çünkü bu işler bir tek sizin zevkiniz doğrultusunda yapılmıyor. Reklamverenin istekleri, ekonomi dünyasının şartları doğrultusunda yapıldığı için birazcıkta iş adamlığı gerektiriyor. Ben kendimi bir reklam ajansının creative ayağında çalışabilecek gibi hissediyorum. Yani bir reklam ajansını idare edebilecek pozisyonda hissetmiyorum kendimi.

Sanatı para için mi yapıyorsun? ☺
Öncelikle sanat yapıp yapmadığımı konuşmak lazım. Sanat kavram olarak çok karışık bir konu. Belirgin bir şekilde sanatı ayırdığımız zaman benim sahnede yaptığım iş buna uymamakla beraber, işini iyi yapmakla ilgili mecazi bir sanattan bahsedebiliriz. O anlamda iyi bir sanat söz konusu burada. Hüner göstermek ve kabiliyetle ilgili bir durum var. Bunu para için yapıyor olmak söz konusu olamaz çünkü bunun paraya dönüşüp dönüşmeyeceğini bilmiyorsunuz yaparken. Ama paraya dönüştüğünü gördükten sonra bunu para için yapıyor olduğumuz hissiyatı oluşturuyor olabilir. Siz ne yapıyorsanız para almadan da yapıyor olabileceğinizi ispatlamış olmanız gerekiyor. En azından kendinize bunu ispatladıktan sonra gerisi kolay.

Seni hayatında gerçekten inciten bir olayı paylaşır mısın?
En çok inciten ve en belirgin olay, sünnet.

Yanınızda olmazsa olmaz 3 şey?
T-shirtüm, pantolonum, ayakkabım (gülüyor).

Televizyon izleyebiliyor musun?
Evet, tabi izliyorum.

İstanbul’da yaşayıp İstanbul’un tadını çıkartamadığınız doğru mu?
Doğru tabi. İstanbul ‘ a hep turist gözüyle bakıyoruz. Ben 33 senedir İstanbul’ dayım. İstanbul ‘a sonradan gelmedim. Ama yakında turist gibi Sultanahmet ’ten başlayarak İstanbul ‘u dolaşmak istiyorum. İstanbul çok zengin bir yer, vakit ayırmak gerekiyor. Burada yaşıyor olmaktan çok mutluyum. Yurtdışına gittiğimiz zaman en mutlu olduğumuz an döndüğümüzde köprüyü gördüğümüz an oluyor.

Yeni projeler var mı? Film, reklam vs?
Opetle ilgili çalışmalarımız devam ediyor, yakında daha önce çektiğimiz reklam filmi yayınlanır diye tahmin ediyorum. 2006 Ekim ‘de vizyonda olacak bir film var ilkbaharda çekmeyi düşünüyoruz.

Son olarak öğrenci arkadaşlarımıza bir öğüt ile bitirelim ☺
Herkesin söyleyip de kulak asmadıkları bir şeyi bir de ben söylemek istiyorum; şu an yaşadıkları şey hayatlarında çok önemli. En olumsuz, en sert şeyleri insan bu yaşlarda yaşıyor. Bundan sonrası zor değil. Biraz soğukkanlı olurlarsa daha sonra çok sert şeyler olmayacak, rahat olsunlar. Şu günlerinin keyfini çıkarsınlar anlamına geliyor burda ama dediğim gibi hayat üniversitede yaşadıklarımızdan daha zor değil.. Hadi bakalım Bilgililer!

Bilgi Üniversitesi / Colors of Bilgi kulübü adına yapılan sohbet
5.10.2006

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir